ÖRF ve ADETLERİMİZ

 

KÖYÜMÜZDE BAYRAMLAR

 

a)RAMAZAN VE RAMAZAN BAYRAMI

 

Ramazan ayı yaklaşınca Ramazan’a hazırlık yapılır. Bu hazırlıklar çerçevesinde yufka yapma, ekmek pişirme, yakacak hazırlama gibi faaliyetler yapılır. Ramazan’a bir iki gün kala Ramazan davulcusu tutulur. Köyümüzde en az iki tane ramazan davulcusu olur. Davulcu ücreti belirlenen en yüksek fiyattan kırma usulüyle hanelerin ödeyeceği en hesaplı ücretle davulu çalacak kişiler ihaleyi alır. Sahurda davul ve maniler eşliğinde hanelerden tamam kalktım değinceye kadar ya da evin ışığının yandığını görünceye kadar seslenilir. Yılın diğer aylarında olduğu gibi ramazanda da köy konağı devam eder. Korucu ve davulcular konak sahibinden sahurda ve iftarda yemek alırlar. Misafir varsa misafirlerle yerler, misafir yoksa kendileri yerler. İftardan sonra ilahiler ve salâvatlarla teravih namazları kılınır. Sabah ve ikindi namazlarında mukabeleler okunur ve dinlenir. Birçok yerde olduğu gibi bizim köyümüzde de kadınlar teravihe gelir. Ramazanda gece saat üçlere kadar kahvemiz açık olur. Köy odamızda açık olur. İsteyenlerde odamızda oturur. Bir aylık Ramazan böyle geçtikten sonra

arefe günü İkindi namazından sonra imam-hatip önderliğinde mezarlığa gidilir. Mezarlıkta Yasin, Mülk(Teberake), Nebe(Amme), aşırlar ve diğer kısa sureler okunur ve dua yapılır. Duadan sonra isteyenler isterlerse kendi yakınlarının mezarlarını teker teker ziyaret ederler. Kabirlerin bakımını yaparlar.

 

En geç bayram sabahına kadar zekât, fitre ve sadakalarla fakirler sevindirilir. Onlarında bayram ihtiyaçları karşılanır. Çocuklar bayramlaşmaya geldiğinde ikram etmek için bayram şekeri hazırlanır. Bayramdan önce bayrama özel bayram ekmeği pişirilir. Ekmeğe farklı şekiller verilir ve üzerine yağlı ve yumurtalı yoğurt sürülür. Bakkallar çocuklara yönelik yiyecek ve oyuncaklar, ses ve duman çıkarıcı patlayıcılar getirirler.

 

Bayram sabahı herkes bayrama hazırlanır ve erkekler bayram namazına gelir. Namazdan sonra büyükten küçüğe yaş sırasına geçilir. Ve herkes birbiriyle bayramlaşır. Yaş sırası şöyle olur: Önce en yaşlı kişi cami kapısından itibaren durur. Onun küçüğü onunla bayramlaşır ve yanına durur. Bu en küçük olan kişinin sıradakilerle bayramlaşıncaya kadar devam eder. Cami kapısından başlayan bayramlaşma sırası Kur’an Kursuna kadar gider. Oradan geri döner caminin başındaki yolda da gidiş geliş devam eder. Bayramlaşma töreni bittikten sonra sofra hazırlayanlar getirirler ve cami yanındaki odalarda yenir. Ev halklarıyla bayramlaşılır. Büyükler ziyaret edilir ve onlarla bayramlaşılır. Köyümüz dışında ikamet eden ve hısım akrabasından uzakta yaşayan köylülerimiz bayramlar vesilesiyle sılaya gelerek hasret giderirler. Bazıları da hanımına söz geçiremediği için ya da ana babayı ihmal edip tatile gitmeyi tercih ettiği için bayramlarda gelmeyerek ana-babalarını boynu bükük, gözü yaşlı bırakabilmektedirler. Allah onlara akıl ve izan versin. Onları yaşlandıkları zaman aynı durumda

bırakmasın inşallah!...

 

b)KURBAN BAYRAMI

 

Kurban Bayramından aylar önce kurbanlıklar hazırlanmaya başlanır. Kurbana birkaç hafta kala hayvan pazarları hareketlenmeye başlar. İmam hutbe ve vaazlarda kurbanla ilgili bilgilere yer verir. Hangi hayvanlardan kurban olur, hangilerinden olmaz. Kurban kimler vacip olur. Yine Ramazan bayramında da olduğu gibi; ocuklar bayramlaşmaya geldiğinde ikram etmek için bayram şekeri hazırlanır.

Bayramdan önce bayrama özel bayram ekmeği pişirilir. Ekmeğe farklı şekiller verilir ve üzerine yağlı ve yumurtalı yoğurt sürülür. Bakkallar çocuklara yönelik yiyecek ve oyuncaklar, ses ve duman çıkarıcı patlayıcılar getirirler.

 

Arefe günü ikindi namazından sonra imam-hatip önderliğinde mezarlığa gidilir. Mezarlıkta yine Ramazan Bayramında olduğu gibi; Yasin, Mülk(Teberake), Nebe(Amme), aşırlar ve diğer kısa sureler okunur ve dua yapılır. Duadan sonra isteyenler isterlerse kendi yakınlarının mezarlarını teker teker ziyaret ederler. Kabirlerin bakımını yaparlar. Otunu çöpünü temizlerler. Ağaç veya çiçek varsa sularlar.

Yine Kurban Bayramı Namazından sonra büyükten küçüğe yaş sırasına geçilir. Ve herkes birbiriyle bayramlaşır. Bayramlaşma töreni aynen Ramazan Bayramındaki gibi olur. Kurban Bayramında Ramazandaki gibi yemek getirme pek olmaz. Çünkü kurban eti yeninceye kadar pek bir şey yenmez. Bu sevaptır. Bayramlaşma töreninden sonra kahvede kısa birer çay faslından sonra evlere gidilir. Ev halklarıyla bayramlaşılır. Hazırlanmış olan kurbanlıklar kesilir. Derileri bir hayır kurumuna veya Türk Hava kurumuna bağışlanır. Etleri 3 e taksim edilir. Biri fakirlere dağıtılır. Biri akraba ve komşularla yenir. Biri de kesen kişinin ailesi için ayrılır. Kesen kişi fakirse, evine yılda bir kez et giriyorsa, hepsini kendi ailesi için de alabilir. Kurban kesme işi bitirildikten sonra yine Ramazan Bayramında olduğu gibi büyükler ziyaret edilir ve onlarla bayramlaşılır.

 

MAHALLE HURUNUNDA EKMEK ve BAYRAM EKMEĞİ

 

Normal Ekmek Pişirme

 

Bir önceki ekmekten bırakılan ekmek mayasıyla ya da şimdilerde olduğu gibi ilçedeki ekmek fırınlarından getirtilen ekmeklik hamurla küçük bir leğende akşamdan ekmek hamuru tutulur. Sabah ise tekneye ya da büyükçe bir ekmek leğenine un eleyerek esas ekmek hamurunun karılmasına geçilir. Akşamdan hazırlanan mayalanmaya bırakılan hamur da elenmiş una katılarak, ılık tuzlu su ile karılır. Üzeri temiz çarşafla ve onun üstü de yorgan yastık gibi örtülerle örtülür ve kabarmaya bırakılır.

Kabardıktan sonra açılır ve ekmek tahtalarına yastaçın üzerinde ele yapışmaması için unla yoğrularak ekmek halinde parçalanarak sıralanır. Sonra Hurun(fırın) ekmek pişirilecek seviyede çırpı dediğimiz kuru dal parçalarıyla yakılır. Kötürge ve Kötürge gibi uzun sopanın ucuna bağladığımız bezlerle korları hurunun(fırın) ağzına toplanır. Ekmeklerin konacağı yerler kor ve küllerden temizlenir. Sonra ekmekler, ekmek küreğiyle huruna sırayla konur ve pişmeye bırakılır. Piştikten sonra tekrar ekmek tahtası denen taşıma araçlarıyla eve götürülerek üst üste gelmeyecek şekilde sıralanarak, soğuması beklenir. Soğuduktan sonra ambarlara ya da müsait bir yere saklanarak yemeklerde birer ikişer, ihtiyaca göre getirilip yenir. Eğer ekmekler sıcakken üst üste yığılırsa taze ve sıcak oldukları için ezilirler.

 

Bayram Ekmeği

 

Her iki dini bayram olan ramazan ve kurban bayramlarında, bayrama özel bayram ekmeği yapılır. Hamuru normal ekmek gibi hazırlanıp kabartılan bayram ekmeğinin değişik şekillerde yapılışı vardır.

Bunlara halka, büyük boy ekmek olarak yapılır. Bunlara çeşitli şekiller verilir. Çeşitli şekiller verilen büyük boy ekmeklerin üstüne parmak gibi yuvarlanmış hamurlarla süslemeler de yapılır.

 

KÖYÜMÜZDE DÜĞÜNLER

 

KIZ İSTEME VE YAĞLIK ALMA

 

Gençlerin birbirlerini görüp beğenmesi ya da görücü usulüne benzer şekilde gençlerin zaten birbirlerini tanıyor olmaları dolayısıyla gıyabi (birbirlerinden habersiz) onaylarıyla dünürcü (kız isteme) olayı başlar. Bu kız isteme olayı bazen iki, bazen de oğlan tarafının ısrar edersek belki olur ümidiyle defalarca devam edebilir.

 

Genellikle birinci seferde biz düşünelim denir. İkinci seferde biz etraflıca bir daha görüşelim denir. Ona da soralım buna da soralım denir. Üçüncü seferde ise oluyorsa şu kadar altın şu kadar bilezik vs.

takı istiyoruz kabul ederseniz olur denir. Ya o gün söz kesilir ya da haftaya gelin söz keselim ve yağlığınızı(işlemeli mendil) denir. O gün kız evi yemek de hazırlar. Yemekler yenir. Yağlık verilir. Küçük heybe adı verilen nişan merasimi günü verilir.

 

KÜÇÜK HEYBE (TAKI NİŞANI)

 

Bu küçük heybe adı verilen nişan merasiminde söz kesilirken istenen ve vaat edilen takılar takılır. Diğer basma, fistan türü eşyalar gelin kıza verilmek üzere ortaya açılan serginin üzerine atılır. Başörtüsü türü eşyalar ise gelin kıza oynarken başına örtülür. Nişanlılık süresince her bayram buna benzer torba götürme adı verilen etkinlikler yapılır. Bu vesileyle damat adayı ve gelin kız müstakbel kayın peder ve kayın valideleriyle bayramlaşırlar. Zamanımızda artık kaçgöç olayı fazla kalmasa da bu adetlerimiz hala devam etmektedir.

 

BÜYÜK HEYBE (ESAS NİŞAN)

 

Düğüne yakın ise büyük heybe adı verilen esas nişan yapılır. Tabi bu birazda tarafların konuşup anlaşmalarına bağlıdır. Bu nişanda da diğer tüm heybeler ve torbalar gibi önce erkek tarafı kız tarafına akraba ve komşularıyla gider ve yemek ziyafeti verilir. Erkek tarafının kız tarafına geldiğinde bu tür heybe adını verdiğimiz nişan merasimlerinde yemek ve çay ikramın edildikten sonra kadınlar kendi aralarında def ve türküler eşliğinde oynarlar. Ortaya serilen sergiye atılar ve sepiler atılır. Bu atı ve sepiler basma ve fistandan tutun, çorap ve işlemeli mendile varıncaya kadar bulunur. Bez dediğimiz başörtüsü ve para türü takılar gelin kız ortada oynarken bezler başına örtülür; paralar yakasına takılır. Sadece altın türü takı gelin kız ortada oynarken genellikle küçük heybe adı verilen nişanda takılır. Bu etkinliğin ertesi gün de kız tarafı oğlan tarafına akrabalarıyla giderek çay, kahve ve yemek ikramında bulunur.

 

NİKÂHA GİTME

 

Düğünden önce nikâha gidilir. Nikâha gitme olayı da şöyle gerçekleşir: Nikâh günü belirlenir. O gün bir minibüs tutulur. Damat tarafı hazırlanır ve kız evinin kapısına gelirler. Kız tarafının bir akrabasıyla birlikte gelin kızı da alırlar ve Dursunbey’e götürürler. Nikâh memurluğunda resmi nikâh için gerekli evrakları düzenleyerek nikâh işlemlerini yaparlar. Alınacakları alırlar ve düğün için yapılacak olan hazırlıkları yaparlar. Akraba ve komşulara verilecek olan hediyelikleri alırlar. Gelin kızın istediği özel eşyalar varsa alırlar. Lokanta da yemek filanda yerler. Yine tutulan minibüsle köye gelirler. Genellikle nikâh işlemleri öncesinde veya sonrasında düğün günü belirlenir. Ve böylece düğüne geçilmiş olur.

 

DÜĞÜN MERASİMİ

 

Düğünler Çalgısız ve Çalgılı olmak üzere iki şekilde yapılır. Köyümüzde çalgılı düğün çok nadir yapılır.20-25 senedir üç beş tane çalgılı düğün ancak yapılmıştır.

 

ÇALGISIZ DÜĞÜNLER

 

Düğünlerimiz genellikle Cuma günü başlar. Cuma günü hem kız evi döşeğin önüne diye, hem de olan evi oğlan evi de döşeğe diye erkekleri şeker dağıtarak döşeğe davet ederler. Aynı esnada akşama

da toplantıya gelin diye yemeğe davet ederler. Yöresel kıyafetlerle giyinmiş kızlarda kadınları ve kızları akşam için yemek ve kınaya davet ederler. Köyümüzün gençlerini de gençlerden bir kişiye de delikanlılar genlerin odasına gelmeleri için davet ettirilir.

 

DÖŞEK GÖTÜRME MERASİMİ

 

İkindi namazından sonra köy imam-hatibi minare hopörlerinden döşeğe gidiyoruz diye ilan eder. Oğlan tarafı kahve de köylüye çay söyledikten sonra oğlan evini önünde toplanılır. Burada gelenlere tepsi içerisinde şeker ve sigara ikram edilir. Burada tekbir getirecek olanların omuzlarına havlu verilir. Ondan sonra; Oğlan evinden alınan yorgan, döşek, halı, kilim, yastık, çeyiz sandığı gibi eşyalar tekbirler eşliğinde kız evine götürülür. Bu eşyalar döşeğin önüne gelenler tarafından alınıp kız evine konurlar. Burada da oğlan evi tarafından havlu veya mendil dağıtılır. İmam-hatibimiz döşek duası yapar ve dağılınır. Gelinin çeyizi Cuma günü döşekten sonra Pazar günü öğleye kadar kız evinde sergilenir. El emeği göz nuru çeyizler bir nevi köylülerin ve misafirlerin beğenisine sunulur.

 

TOPLANTI YEMEĞİ

 

Cuma günü akşam her iki tarafta da toplantı adı verilen yemek ziyafeti verilir. Düğün sahiplerinin yatılı misafirleri için konaklayacak ev ve misafirlere hizmet edecek konakçı belirlenir.

 

GENÇLERDE ODALARINDA TOPLANIR

 

Bu arada bayrağın altındaki gençlerde odalarında toplanırlar. Oğlan evinden yemek, çay ve sigara alırlar. Cuma günü akşamdan seçimle o düğün için bayraktar seçerler. Ve o bayraktar o düğünde bayrağı taşır ve gençlerin başkanlığını yapar. Damat çağırılır ve bayrak çekme parasının pazarlığı yapılır. Bayrak çekme parası normalde bir yevmiye olur. Damat bayrak altına girmemiş ise bayrak çekme parası iki katı olur. Bayrağın altındaki gençler Cuma, Cumartesi ve Pazar günü günde üç öğün oğlan evinden yerler ve içerler. Bayraktar cumartesi günü güneş doğmadan bayrağı oğlan evinin üstüne diker.

 

Cumartesi günü düğüncü karşılama günüdür. Düğün sahipleri ve konakçılar düğüne gelen misafirlerle ilgilenirler. Bayraktar güneş batmadan bayrağı indirir. Akşam eğlence varsa kırmızı gül veya org eşliğinde eğlence yapılır. Gece saat 21.00,22.00 gibi kız evine kına götürülür.

 

DİNİ NİKÂH TÖRENİ

 

Cumartesi günü öğle namazından sonra damat ve iki şahitle birlikte hocanın önderliğinde gelin kızın çeyizinin sergilendiği (kız evine) gidilir. Önce nikâh için gelindiği haber verilir. İzin alındıktan sonra eve girilir. Önce tövbe istiğfar ve mehirin kararlaştırılmasından sonra İmam nikâhı yapılır ve oğlan evinde nikâh kıyanlara da yemek yedirilir.

 

KINA GÖTÜRME MERASİMİ

 

Kınaya gitmeden önce bayraktar ile döşek yengesi önce saat 21.00 gibi giderler biz geliyoruz diye kız evine haber verirler gelirler. Saat 22.00 gibi de kına götürülür. Kınada bir erkek lüks gibi aydınlatıcıyı taşır. Diğer bir erkekte süslenip tepsi üzerindeki yarım kabağa saplanmış şimşir veya piynar dalının ve kınaların bulunduğu tepsiyi taşır. Bayraktar ve sağdıcı da onlara eşlik eder. Kınaya gelen kadın ve kızlarda hep birlikte kız evine kınayı götürürler. Kız evinde onları gelin kıza hediye adlı bahşiş tepsisi karşılar. Kınaya gelen erkeklere ve bayraktarla sağdıcına işlemeli mendil verilir. Ve onlar dönerler. Kadınlar kız evine girerler. Def ve kadınların kendi aralarında söylediği türküler eşliğinde kadın kadına oynarlar.

 

GELİN ALMA MERASİMİ

 

Pazar günü yine bayraktar güneş doğmadan Bayrağı oğlan evinin üstüne diker. Öğle namazından önce erkek tarafı camide mevlit okutur. Öğleden sonra ikindiye doğru gelin arabası süslenir. Kız evinde ise gelin giydirilir. Bu giydirme olayı da iki şekilde yapılır. Biri eski usül(adet) al gelin olarak giydirilir. Diğeri ise ak gelin diye ifade edilen beyaz gelinlik giydirilir.

 

Al Gelin; Köydeki kişiler tarafından yöresel kıyafetlerle yapılır. Gelin başı ise başa konan bir kutuya bez (boncuk oyalı başörtüsü) dolanarak yapılır.

 

Ak Gelin; Dursunbey de kuaförde gelin ve arkadaşlarının başı yaptırılarak, alınan veya kiralanan gelinlik giydirilerek yapılır. Gelin alıcılar, gelin bu şekilde hazırlandıktan sonra kız evinin kapısına gelirler. Gelinin kapısı kilitlidir. Kapıyı açtırmak için adetten baş yapanlar adetten cüz’i bir miktar para alırlar. Gelin alıcılar kapıyı açtırdıktan sonra içeri girerler. Gelin alıcılar oğlan tarafının iki üç tane yengelerinden olur.

 

İkindi namazından sonra hoca hoparlörden gelin almaya gidilecek diye ilan eder. Yine erkek tarafı kahvede köylüye çay söyler. Topluca oğlan evine gidilir. Burada tepsiyle şeker, sigara ikram edilir.

Tekbir getirecek olanların omuzlarına havlu dağıtılır. Gelin alma konvoyuna katılacak araçlara da havlu bağlanır. Tekbirler eşliğinde önde bayrak ve kol kola giren gençler, arkada imam ve köylüler, onların arkasında gelin arabası ve konvoy gelin almaya gidilir. Bu arada Pazar günü öğleden sonra toplanan çeyiz ve yorgan, döşek gibi eşyaları bir traktörle alıp damat ve gelinin gireceği eve getirip koyarlar. Gelin konvoyu kız evine varınca Yine tepsi içinde şeker ve sigara ikram edilir. Gelin arabası kapıya yanaştıktan sonra gelin babası, erkek kardeşi, amcası, eniştesi gibi yakınları tarafından tekbirler eşliğinde arabaya bindirilir. Tekbirler gelin bindikten sonra şeker serpilir ve hoca dua yapar. Duadan sonra kız tarafı köylüyü akşam yemeği için yemeğe davet eder. Gelin yine tekbirlerle damadın evine götürülür. Yolda bayraktar gelin arabasını sudan geçirdikten sonra; konvoydaki araçlardan sudan geçme parası toplar. Gelinin güzergâhında çeşme önü veya üzerinden geçilecek su yoksa bayraktar yola su döküp âdeti terine getirir.

 

Gelin damadın evinin kapısına geldiğinde bayraktar bayrağı kapıya diker ve Cuma günü kararlaştırılan bayrak çekme parasını alır ve gençlerle paylaşır. Bundan sonra araba kapıya yanaşır ve yine hoca dua yapar. Burada da erkek tarafı şeker serper. Tekbirlerle gelin indirilir. Damat ve babası tebrik edilir. Kadınlar gelinin yanına girip de gidebilir. Erkekler hemen dağılır. Akşam kız tarafı köylüye yemek verir.

Oğlan tarafındaysa damat salma yapılır.

 

Gelinin ana-babası adet üzere gelin indikten sonra küçük bir çocuk ile evlerini süpürmeleri için damada süpürge gönderirler. Damat ise süpürgeyi getiren çocuğa para vererek sevindirir. Yatsıdan öncede honça adı verilen ve içinde pişmiş tavuk, helva vs. bulunan yemekler gönderirler. Damat salınınca gelinle damat yatmadan önce onları yerler.

 

DAMAT SALMA

 

Yatsı namazından önce damat sağdıcı ve akrabaları tarafından giydirilir. Damat anası ve evdeki kadın akrabalarıyla helalleşir. Erkeklerle birlikte yatsı namazına giderler. Namazdan sonra tövbe istiğfar duası yapılır. Damat namazda iken ayakkabıları saklanabilmişse adetten damada geri parayla satılır. Sonra damat salmaya gidilir. Eve yaklaşınca kısık sesle tekbir getirilmeye başlanır. Tekbirlerde gelin almadaki gibi bağırılmaz. Çünkü nikâh, düğün alenidir. Zifaf ise gizlidir.

 

Tekbirlerden sonra damat salma duası yapılır. Damat; damat salmaya gelenlerle de helalleşir. Adetten yumruklarla gelinin yanına salınır. Evde damadın gelmesini bekleyen gelin alıcılar giderler. Damat gelin alıcıların gelinin bulunduğu odanın kapısına bağladıkları ipi keser. Kapı önüne konan su bardağını devirerek odaya girer. Geline yüz görümlüğü takar. Yüz örtüsünü açar. Honçayla gelen tavuk ve honça yemeklerini yerler. Allah rızası için ikişer rekât namaz kılarlar.

 

GELİNİN EL ÖPMESİ

 

Pazartesi günü sabah namazına giderken damat köy odasına bir paket çay ile bir poşet şeker götürür. Kahve açıksa namaza gelenlere çay kahve ikram eder. Sabahleyin güneş doğduktan sonra gelin alıcılar tekrar gelirler. Çarşafın durumunu gelinin anasına müjdelerler. Gelini el öpmesi için gelini giydirirler. Saat 10:00 a doğru gelini ve damadın akrabaları geline el öptürmeye gelirler. Gelin elini öptüğü kişilere yakınlık ve cinsiyet durumlarına göre mendil ya da bez (başörtüsü) hediye eder. Köyün kızları gelinin yanında buluştuktan sonra okul önlerinde ve müsait yerlerde sallangece binerler. Yani büyükçe bir ağaca bağladıkları urganla birbirlerini sallarlar. Çeşitli oyunlar oynarlar. Erkeklerde birdirbir, uzuneşek gibi oyunlar oynarlar. Kızlar erkekler birbirlerine bakışırlar ve kur yaparlar.

 

GELİNİN SUYA GİTMESİ

 

Salı günü gelinin arkadaşları öğleye doğru gelinin yanında toplanırlar. Yöresel kıyafetlerle giyinirler. Bir ibrik ile köy yakınlarındaki bir çeşmeye gelin suya götürülür. Gelin suya giderken yolda gördüğü akraba ve komşularının ellerini öper. Onlara mendil ve başörtüsü ya da havlu hediye eder. Arkadaşlarından ikisi gelinden önce çeşmeye giderler ve çeşmenin ahırını bulandırırlar. Ahıra ayna ve tarak atarlar Gelin çeşmeye gelince ibriğe suyu doldurur. Ahırdaki ayna ve tarağ arar. Aynayı önce bulursa doğacak ilk çocuğu erkek, tarağı bulursa kız olacak denir. Bu sadece bir adettir. Sonra gelini suya götüren kızlar oynayıp, tülleyip geri gelirler.

 

GELİN GEZMESİ

 

Düğünün son halkası olan gelin gezmesi de genellikle Çarşamba günü yapılır. Gelin ve damat; yakınları olan 20-30 kişiyle birlikte gelinin ana-babasının evine ziyarete giderler. Gelinin ana-babasının ve diğer akrabalarının ellerini öperler. Onlara hediyeler verirler. Gelin gezmesine katılan herkese yemekler ikram edilir. Gelin gezmesine yemek çeşidi sayısı çok olduğu için çanak sayma da denir.

 

ÇALGILI DÜĞÜNLER

 

Köyümüzde çalgılı düğün çok nadir olur. İçki içilmesin diye 30 yılı aşkın süredir çalgılı düğünlerle mücadele edilmiştir. Ama yinede zaman zaman çalgıyla düğün yapılmaktadır. Çalgılı düğünlerimizde halk arasında âminli düğün diye de ifade edilen dualı düğünlerden farklı olarak tekbir yerine davul çalınır.

 

Cuma günü döşek davul zurna götürülür. Cumartesi günü düğüne gelenler davul zurna ile karşılanır. Cumartesi günü gece kına davul zurnayla götürülür. Eskiden cumartesi günü akşamları oturak muhabbeti denilen eğlenceler yapılırdı. Şimdilerde ise dualı düğünlerde de yapılan Kırmızıgül veya Org eşliğinde yapılan eğlenceler almaya başlamıştır. Son yılda yapılan düğün ve eğlencelerde havai fişek gösterileri revaçta olmaya başladı. Pazar günü de çalınır oynanır. Cumartesi günü olsun, Pazar günü olsun gençler düğün sahibine odun kırarlar. İkindiden önce gençler kazan ile düğün sahibine suya giderler. Gençler oyunlar ve manilerle kızlara kur yaparlarken kazanda su filan kalmaz. Kazan dersen delik deşik olur. Ama adet yerini bulacak ya; kazanla suya gidilir.

 

İkindiden sonra gelin alınır. Gelin binerken ve inerken davullar susar. Hoca yine dua yapar. Pazartesi günü sabah öğleye doğru da damadın evinin önünde çalınır ve oynanır. Damatta oynatılır ve gelinde onu seyreder. İsterse gelin damat oynarken; damada para çevirir. Belki de üzerine şeker serper. Tüm bu döşek götürme, düğüncü karşılama, gelin alma, kazanla suya gitmelerde bayrak götürülür. Gençler bayraktarın yanında katara girer. Davul zurna çalar. Arada bir durup oynarlar. Yürünürken kızların bulunduğu yerlere doğru hareketlenip bağırarak maniler söylerler. Bu manilerden bazıları şunlardır:

 

Alfata bak alfata

Yaprakları dalgada

Kız seni alacağım ama

Koca köylü kavgada Aaaa kızlara kızlara

 

İşte geldik kapınıza

El vurduk Yapınıza

Selemün aleyküm ağalar

Mendil verin hepimize Aaaa kızlara kızlara

 

Kar yağar alçaklara

Savrulur saçaklara

Bu kimin yâriymiş

Sığmıyor kucaklara Aaaa kızlara kızlara

 

Geline bak geline

Kına yakmış elini

Bu ne güzel kızmış

Kayışda takmış beline Aaaa kızlara kızlara

 

Deve geliyor deve

Zincirini geve geve

Acep bu güzellerden

Hangisi bizim eve gele Aaaa kızlara kızlara

 

Ekmek dersen bedirin

Su dersen hıdırın

Köyün güzel kızları

Yiyin yiyin kudurun Aaaa kızlara kızlara

 

KÖYÜMÜZDE ASKER UĞURLAMA

 

Askere gidecek olan kardeşlerimizin sülüs almasına yaklaşık bir ay kala akraba ve komşuları tarafından davet edilip ziyafet verilmeye başlanır. Her gün bir kişinin, bazen de öğle bir kişinin, akşam bir kişinin evine olmak üzere günde iki kişinin evlerine davet edilirler. Tabi bu davet edenlerin çokluğuna, günlerin azlığıyla ilgili bir durumdur. Askerler sülüse yaklaşık bir hafta kala, bir akşam eğlence yaparlar. Bazen de mevlit okuturlar. Eskiden hep askere gidenler deve oynatırlardı. Şimdi pek sık yapılmasa da insanlarımızın şehre göç etmeye başlamasıyla deve oynatma olayı da nadiren yapılır hale geldi. Ama eğlence genellikle yapılır.

 

Askerlerin sülüs alma günü geldiğinde bir gün önce askerlerin yarın gideceği ve asker uğurlama duası yapılacağı duyurulur. Ertesi günü alma günüdür. Sülüs alma günü komşular erkek-kadın, çoluk çocuk cami meydanında toplanırlar. Yine minare hoparlöründen topluca asker uğurlama duası yapılır. Duadan sonra komşular tek sıraya geçer ve askere gidecek olan kardeşlerimiz tek sıra halinde bekleyen komşularımızla tek tek helalleşirler. Kendisiyle helalleşilmekte olan komşularımız karınca kaderince üçer beşer kuruş hediye veririler. Bazen tekbirlerle olmak üzere harman yerinden arabalara bindirerek uğurlanırlar.

 

Askerler Dursunbey’e giderek sülüslerini alırlar. Ve kendilerine verilen sülüs tarihlerinde herkes kendi birliğine, acemi birliklerine teslim olarak askerlik görevlerine başlarlar. Böyledir Akbaşlar Köyümüzde asker uğurlama merasimlerimiz. Allah her vatan evladının vatana, millete, dinimiz İslam’a yaraşır şekilde vatani görevini yaparak sılaya dönmek nasip eylesin.

 

KÖYÜMÜZDE HAC MERASİMLERİ

 

HACI UĞURLAMA

 

Hacca gidecek olan komşularımız öncelikle, hacca gitmek için il ve ilçe müftülüklerine müracaat ederek, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki hac organisazyonuna kayıt olurlar. Çekilen kuralar sonucu hacca gitme hakkını kazanabilen komşularımız, diyanetle mi gidecek veya özel şirketlerle gideceği tercihini yapar. Bunlardan birine kayıt olur, ücretini öder ve hazırlıklarını yapar. Yakınları başta olmak üzere koy halkı, evinde ziyaret eder ve hayırlı yolculuklar diler.

 

Kutsal beldeye yolculuk günü geldiğinde hacı uğurlama duası yapılacak diyerek, minare hoparlöründen ilan yapılır. Duaya ve hacı uğurlama merasimine katılacak olan komşular cami önünde toplanır. Minareden dua yapılır. Hacı adaylarına hayırlı yolculuklar dilenir. Hacı adayları komşularla helalleşirler. Hacı adayları lokum veya şeker gibi şeyler ikram ederler. Hatta kahvede tüm halka çay ikram ederler.

 

Böylece hac yolculuğu başlamış olur. Hacı adayları, köyün çıkışına kadar tekbirlerle götürülürler. Toplanma yerlerinde hacılar ilçe de veya ilde toplanarak kafile başkanlarının sevk ve idaresinde yolculuk ve hac görevi devam eder.

 

HACI KARŞILAMA

 

Allahın izni ve yardımı ile kutsal beldedeki hac görevi bitince, köye döndüklerinde aynı şekilde köyün girişinden yine tekbirlerle alınarak, cami yanına getirilirler. Yine bir dua yapılır. Duada yapılan haccın kabul olması ve gidemeyenlere de gitmenin nasip olması yüce rabbimizden istenir. Dahası hac ve diğer ibadetlerin gösterişten uzak olarak, Allah rızası için yapılması, kalplerimizde riyanın(gösterişin) uzak olduğu bir ibadet aşkının yer etmesi dilenir.

 

Hacılarımız kutsal beldelerden getirdikleri hurma ve zemzem sularından komşulara ikram ederler. Komşular hoş geldiniz ve Allah haccınızı kabul etsin temennilerini sunarlar. Özellikle yakın akraba ve komşuları evlerine misafir olarak, onların yapmış oldukları bu ibadet sevinçlerini tekrar paylaşırlar. Sevinci paylaşılan hacılar ise; dostluk, arkadaşlık durumuna ve yakınlık durumuna göre; imkân durumu da göz önünde bulundururlar. Maddi imkânlarda el veriyorsa; yüzük, takke, tespih, seccade, namaz bezi, kına ve hurma gibi hediyeler verirler.

 

KÖYÜMÜZDE SÜNNET MERASİMLERİ

 

Köyümüzde sünnet merasimleri de hemen hemen düğünlerimize benzer şekilde yapılır. Bunun da düğünlerde olduğu gibi bir örf ve adetler zinciri takip edilerek yapılır. Bunlar; biri toplantı yemeği, kına yakma, akşam eğlencesi, köy turu ve kesim, mevlit ve yemek ziyafetidir.

 

TOPLANTI YEMEĞİ

 

Adet olduğu üzere, sünnet cemiyetinden birkaç gün önce komşulara düğünlerde olduğu gibi, sünnet evinde yemek daveti verilir. Bu toplantı yemeği; sünnet merasimine sünnet sahibi tarafından davet edilen misafirlerle ilgilenecek kişileri ve konaklamaları için kalacakları evleri belirlemek düşüncesinden hareketle yapıla gelmiş bir âdetimizdir. Sünnet yapan aileler birden fazla ise birer gün arayla sırayla toplantı yemeği davetlerini yaparlar. Tek kişi ise sünnetin başladığı haftanın Cuma günü toplantı yemeği daveti verilir. Çünkü teamüle göre misafirler eskiden cumartesi günü gelir. Akşama kına ve eğlence olur.

 

Pazar günü de sünnet kesimi yapılır ve misafirler dönmeye başlar. Bunun için, cumartesi gelmesi muhtemel misafirler için en geç Cuma akşamından konaklar ve misafirlere bakıcılar belirlenmelidir.

 

KINA VE EĞLENCE

 

Cumartesi günü misafirler gelmeye başlar. Cuma günü ve daha önce erkekler toplantı yemeği ile davet edilmişti. Sıra kadınlara davet vermeye gelir. Kadınlar ve kızlar da, cumartesi günü kına yakmaya davet edilir. Cumartesi akşamı da kadınlara sünnet sahibi tarafından yemek verilir. Kına yakmak isteyenlere kına yakılır. Sünnet sahibinin yakınları yöresel kıyafetlerini giyerler. Sünnet çocuklarının sırça parmaklarına adet üzere kına yakılır.

 

Büyük eğlence tertip edilmişse, org eşliğinde ya da davul zurna eşliğinde eğlenilir. Son zamanlarda bir fişek gösteri yapma özentisi de yapılır oldu. Her ne kadar israfa kaçsa da, fişek gösterisi eğlence gecesi çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Kına da buradaki eğlence yerinde yakılır. Eğlence tertip edilmediyse, evde kadınlar kendileri def çalarak oynar ve tüller. Kınayı da burada yakarlar. Kına yakmak istemeyene kına kuru olarak birer yakımlık miktarlarda sonraki zamanlarda yakmaları için ellerine verilerek hediye edilir.

 

SÜNNET MERASİMİ

 

Şimdi ise; Pazar günü yapılacak olan ve sünnetin esas kısmını oluşturan sünnet merasimi bölümüne geldik. Pazar günü saat on bir gibi sünnet turu, hopörlerden yapılan sünnet merasiminin başladığı ilanı yapılarak sünnet sahibinin evinin önünde toplanılır. Sünnet çocukları sünnet kıyafetleriyle giydirilerek hazırlanır. Takı takacak olanlar takmaya başlar. Ata bindirilerek köyde tekbirler eşliğinde sünnet turuna başlanır. Cami yanına gelindiğinde tura 5-10 dakikalığına ara verilir. Burada da takı ve para takacak olanlar takar.

 

Sünnet merasimi birkaç ailenin birleşmesiyle yapılıyorsa, diğer ailelerin sünnet çocukları ve onlarla birlikte olanlar da cami yanına gelerek burada bir araya gelirler. Sünnet turunun kalan kısmı da tekbirler eşliğinde birlikte yapılarak kesim için belirlenen evin önüne gelinir. Sünnet duası yapılarak, çocuklar evde hazır bekleyen sünnetçinin yanına götürülerek kesim işine geçilir. Sünneti yapılan çocuklar kucaklarda taşınarak kendi evlerinde köy geleneklerine göre süslenerek hazırlanan sünnet odasına götürülür. Burada iyileşince kadar istirahat etmesi sağlanır.

 

Birde sünnet turu esnasında şeker serpme âdetinden bahsetmek gerekir. Bir kişi şeker serpme ile görevlendirilir. Tekbirler eşliğinde köy turu yapılırken, çocuklar şeker kapmak(toplamak) için şeker serpecek olan kişinin peşinde koşarlar. Oda ‘şavgılar’ deyin der. ‘Şavgılar’ dedikçe şekerleri çocuklara serper ve onlarda toplar.

 

Sünnet kesimi yapıldıktan sonra camiye geçilir. Mevlit okunur. Tabi bu arada hayır yerinde cumartesi günü akşamdan başlanan büyük yemek ziyafeti hazırlanmaya devam edilmektedir. Namazı müteakip önce erkeklere ardından da kadınlara yemek ikramı edilerek sünnet merasimi sona erer. Misafirler köylerine ve memleketlerine teşekkür ve minnettarlık söylemleriyle yolcu edilerek sünnet merasimi sona erer.

 

YENİ DOĞAN BEBEĞE İSİM KOYMA

 

ESKİ TÜRKLERDE İSİM KOYMA

 

Atalarımız ta Orta Asya’daki zamanlarda bile çocuklarına isim koymaya özel bir önem vere gelmişlerdir. Öyle ki; güzel ve namlı biriş yapmadıkları sürece isim bile vermezlermiş. Türklerde çocuklara ad koymak, çok önemli bir olay olarak kabul edilir. Çocuğun adı ile alın yazısı arasında bir bağ vardır. İsim koyma, genellikle eski Türklerde bir törenle yapılırdı. Çeşitli kabile ve boylara değişiklik gösterir.

 

Yemekten sonra çocuğun babası veya ebesi; misafirler arasındaki boy başkanına, saygı değer tanınmış bir misafire veya boyun dini lideri olan şamana dönerek çocuğa bir isim vermesini rica ederdi. Böylece çocuğun ilk adı konulmuş olurdu. Çocuğa konulacak bu ismin uğurlu ve yakışan bir isim olmasına dikkat edilirdi. Nitekim çocuk sürekli hastalanırsa Türklerinde isim koyma töreni çocuğun doğumundan birkaç gün sonra yapılırdı. Baba; akrabalarına, yakınlarına ve dostlarına kendi durumuna göre bir ziyafet şenliği düzenlerdi. Bu şenlikte çocuğun ebesi de bulunur ve ev sahibi gibi davranarak misafirlere yiyecek ve içeceklerini o dağıtırdı. “Adı ağır geldi” denilerek bu isim değiştirilirdi. Adı değiştiren kimseye birtakım hediyeler verilirdi. İsim koyma işi bittikten sonra ebe, birer birer misafirlerin önünden geçerek, onların çocuğa getirdikleri “diş” ismi verilen hediyeleri toplar ve götürüp beşiğin üstüne koyardı.

 

Altay Türklerinde çocuğun adını babası verir ve bu ad çoğu kez doğumdan sonra eve ilk giren misafirin adı olurdu. Çocuğa ad olarak doğumdan hemen sonra söylenen ilk sözün verildiği de görülmüştür. Altay ve Yenisey Türklerinin bir dönemde özel adlar taşımadıkları anlaşılmaktadır. Bunlar bu dönemde ya kabilelerin adını taşıyorlar veya çocuk adsız gezerdi. Bir diğer deyimle çocuğun adı “Adsız” olurdu.

Ancak üstün yetenek ya da bir savaşta yararlık göstermiş olanlar özel ad taşımak ayrıcalığı kazanabilirlerdi.

 

Bu durum, Dede Korkut Öyküleri’nde şöyle geçer: Kişilere adını veren Korkut Atadır. Ana ve babanın verdiği isim gerçek ad değildir, geçici addır. Çocuk, gerçek ismini avda veya savaşta bir yararlık, bir kahramanlık gösterdikten sonra alır. Dirse Han oğlu, karşısına çıkan bir boğa ile dövüşüp onu öldürdükten sonra “Boğaç” adını almıştır. Bamsı Beyrek’e, bezirgânların malını soygunculardan kurtarması üzerine bu ad verilmiştir.

 

Ad koyarken, çocuğun yaptığı kahramanlığın, isim almasını hak ettirecek şekilde bir yiğitlik olup olmadığının herkesçe kabul edilmesi şarttır. Oymağın reisi veya Kam’ı tarafından verilen bu gerçek ismi alan yiğit, boyun üyesi ilan edilirdi.

 

Yakut Türkleri, isim koyma konusunda eski geleneklerini az çok değişik biçimde sürdürmektedirler. Bunlar çocuğa ilk adını doğumdan üç ay sonra, asıl adını da çocuk yay basıp ok atmaya başlayınca verirler. Kırgızlar ile Kazaklarda çocuğun ismi on beş günlük olunca verilirdi. Çoğu kez ad, doğum sırasında geçen bir olaydan, yapılan bir işten kaynaklanarak seçilir veya eve ilk gelen misafirin adi verilirdi:

Konuk geldi, Kıpçak geldi, Çuçi gibi adlar böyle verilmiş adlardandır. Eski Türklerde çocuklarına doğdukları sırada gördükleri nesnelerin veya o günlerde olup biten önemli bir olayın adini verdikleri de görülürdü.

 

Saldıran düşmanı yendikleri sırada doğan çocuklara: Yağıbastı, Yağıgeldi, Kurtulmuş gibi; güneş doğarken doğan çocuklara: Gündoğdu, Akkuyas, Güngördü, Akgün gibi; koyunlara kurt saldırdığı

gece doğan çocuklara: Kurt, Kurtgeldi, Kurtbeğ, Kurtbey, Börübay gibi adlar koyulurdu. (Yağı=Düşman, börü /böri=Kurt)

 

Bundan başka, çocukları yaşamayan aileler, gelenek olan bir inanca göre, çocuğun ismi ile onun hayatı ve kaderi arasında yakın bir ilgi olduğuna inandıklarından, çocuklarına: Yaşar, Binyaşar, Ölmez,

Dursun, Durdu, Tavşan, Kurç (Çelik) gibi adlar verirlerdi.

 

Kötü ismi olanlara, Şamanist inançlarca ölüm meleği nefret eder de gelmez düşüncesiyle kötü adlar koymak adetleri de vardı. Kazakların anlattığına göre, evladı yaşamayan Çepisbay Ağa; oğluna, evimize Azrail gelmesin diye “Rus” ismini vermiştir. Altaylarda da önceki çocukları ölmüş olan aileler, yeni doğan çocuğuna mümkün mertebe kötü ad takarlardı: İtgördü, Köpek, İtalmaz, Domuz, Balçık gibi.

 

Eski Türklerin bir başka âdetine göre, çocuk yasasın diye ebe tarafından babasına sembolik olarak satıldığı olurdu. Çocuk doğar doğmaz ebe çocuğu kucağına alarak dışarıya çıkarır ve onu güya babasına satardı. Babası da satın aldığı çocuğuna erkekse Satılmış, kız ise Satı adini verirdi. Zamanımızda bu gibi isimler genellikle bir evliyaya adanmış ve satılmış olarak kabul edilen çocuklara konulduğu görülmektedir.

 

Başkaları da satış bedeli olarak babanın ebeye, çocuğun ağırlığınca demir verdiği söylenir. Bu gelenek Çuvaş Türklerinde, ebe çocuğu şamana verir ve çocuğu babasına şamanın satması seklinde olurdu. Şaman, çocuğu alarak babasına gelir ve: “Çöplükte bir çocuk buldum, satacağım” der. Baba, şamanın istediğini vererek çocuğunu satın almış olur ve artık yaşayacağına inanırdı. Ünlü arkeoloji bilgini Kalksendi, Mısır’da basılan “Subhul Asas” eserinde şunu der: “Bilinmelidir ki çoğu kez Türk askerinin ismi Seyfeddin, yani dinin kılıcıdır. Çünkü Türklerdeki kuvvet ile kılıcın ilgisi vardır.”

 

13. ve 14. yüzyıllarda Hindistan’da egemen olan Türkler de isimle ilgili bütün geleneklerini korumuşlardır. Bu yüzyıllarda Türkler arasında en çok rastlanan isimlerin basında şunlar gelmektedir: Kutlu, Aybeg, Alphan, Tuğluk, Küçlü, Arslanatar, Buğrahan, Tuğrul ve İltutmuş. Eski Türklerde var olan bu geleneklerden birçoğu zamanımızda halk arasında bilerek veya bilmeyerek devam etmektedir. Kahraman ırkımızın yiğitliği, savaşlardan kültüre kadar her şeyimizle iç içedir.

 

KÖYÜMÜZDE İSİM KOYMA

 

Köyümüzde de isim koymaya çok önem verilir ve her aile yeni doğan çocuğuna güzel bir isim bulmaya çalışır. Ancak geçmişten günümüze şöyle bir bakıldığında, eski Türklerden gelen ata erkil geleneğin bir uzantısı olsa gerekir. Genellikle hep dedelerin veya ninelerin adının verildiği ve böylece isimlerinin yaşatıldığı görülmektedir.

 

Bebek doğduktan ve anne babası ne isim koyacağını belirledikten sonra köy hocasını ya da azıcık hocalıktan anlayan birisini evlerine çağırırlar. İsim koymak için gelen hoca, çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet getirir ve üç defa senin adın şu diye tekrar ederek, çocuğun dinine diyanetine bağlı, vatana ve millete hayırlı bir evlat olması için dua eder.

 

Birde bebeği kutlama adedi vardır. Yakınlar ve komşular yeni doğan çocuğu kutlamaya gelirler ve hediyeler getirirler. Kutlama için geldiklerinde ‘Allah analı babalı büyütsün’ diye temenni ve dua ederler.

 

İSİM KURBANI (AKİKA KURBANI)

 

Birde yeni doğan bebek için isim kurbanı diğer adıyla Akika Kurbanı kesilir. Rabbimize hayırlısıyla bir bebek ihsan edip verdiği için, yaşı uzun ve sağlıklı olsun düşüncesiyle isim kurbanı kesilir. Çocuk, anne karnından çıktıktan sonra buluğ çağına gelinceye kadar akika kesmek müstehap olmaktan çıkar. Bu durumda çocuğun kendisinin akika kurbanı kesmesi daha iyidir. Fakat çocuğun doğumunun birinci gününde akika kurbanı kesmek sünnettir.

 

Çocuğun ağzını açma diye bir batıl inanış vardır. İşte efendim yeni doğan bebeğin ağzını neyle açarsan, büyüyünce o olurmuş. O meslekte ilerlermiş. Kim bilir, belki de doğrudur. Rahmetli anneannem benim ağzımı eski kuran yaprağı veya elif-ba kâğıdının parçasıyla açmış. Mesela ben dini ilimlerde tahsil gördüm ve imam oldum. Hafızlık çalıştım.

 

Ancak; İster kız, ister erkek çocuğu olsun, bir hurma ile tahnik edilmesi müstehabdır. Tahnik etmek, çiğnenmiş bir hurmayı çocuğun damaklarına ve ağzının diğer taraflarına sürerek ovmaktır. Eğer hurma yoksa tatlı olan başka bir şeyle tahnik etmek müstehabdır.

 

Bunun delili, Enes b. Malik’ten rivayet edilen şu hâdistir: "Ben, Ebu Talha el-Ensarî'nin oğlu (üvey kardeşim) Abdullah doğduğu zaman onu Hz. Peygamber'in yanına götürdüm. Rasûlullah'ı bir aba içinde, kendisine ait olan bir deveye katran sürer halde buldum. Bana 'Yanında hurma var mı?' diye sordu. Ben de 'Evet' diyerek kendisine birkaç tane hurma uzattım. Rasûlullah bu hurmaları kendi ağzına attı ve onları iyice çiğnedi. Sonra çocuğun ağzını açtı, ağzındaki ezilmiş hurmayı çocuğun ağzına bıraktı. Bunun üzerine çocuk, dili ile ağzındaki şeyi arayıp yalanmaya başladı. Rasûlullah da 'Hurma, Ensar'ın sevgilisidir' dedi ve çocuğa Abdullah ismini verdi". (Müslim/2144)

 

Ebu Musa da şöyle rivayet etmektedir: "Bir oğlum doğdu. Ben hemen onu alıp Hz. Peygamber’e götürdüm. Hz. Peygamber, oğluma İbrahim adını verdi ve hurmayı" çiğneyip onun damağına çaldı". Müslim/2145

 

İsim koyma ile ilgili konuya açıklık getirdikten sonra, şimdi de bebekle ve hamilelikle ilgili bazı konulara değinelim.

 

AŞERME

 

Aşerme; zamansız, akla gelmeyen yiyecekleri çok arzulamak anlamına gelmektedir. Hamileliğin bir parçası olan aşermede, gebe kadınların en az bir yiyeceğe karşı aşırı istek duyarlar. Bu yiyeceklerin sınıflandırılması pek mümkün değildir. Çünkü çok değişik şeyleri canınız isteyebilir. Peynire sardığınız turşu, kaşık kaşık sos veya pirzolanın yağları bunlar arasında yer alabilir. Tatlı, tuzlu, baharatlı veya ekşi tatlar gebelerin arzuladığı tatlardır. Buda genellikle mevsimi geçmiş kavun, karpuz, şeftali, ekşi erik, taze üzüm gibi yiyecekler olur. Bu sebeple aşeren kadın olursa diye bunlardan kış ayları için askıda saklananları bile olur.

 

Aşerme zamanı genellikle hamileliğin ilk üç ayında olur. Kadının canı neye aşerirse onu mutlaka bulup yedirilmelidir. Kadın Aşerirken çirkin şeylere bakmamalı. Kadın eriğe aşerirse çocuk erkek, ayvayı kemden bütün yerse gamzeli olurmuş. Aşerirken çilek, çiğer veya zeytini elleyip bir yerini kaşırsa orasında iz olur. Balık yerse çocuğun ağzı balık gibi olur. Kelle yerse çocuk sümüklü olur gibi asılsız inanışlar vardır. Ayağında siyahlık olan bir köylümün de anam bana Aşerirken bacağını kaşımışta ondan bu siyahlık dediğini de duydum ve biliyorum.

 

BEBEĞİN GÖBEK BAĞI İNANIŞLARI

 

Çocuğun göbek bağı uzun kesilirse sesi çok çıkar. Kısa kesilirse sesi az çıkarmış gibi inanışlar vardır. Mesela çocuğun sesi çok çıkıyorsa göbeği uzun kesilmiş denir. Çocuğun göbeğini, çocuk kız ise evine bağlı olsun ve sokaklarda gezip durmasın diye sandığın dibine koyarlar. Veya beşiğine asarlar ya da kapı eşiğine koyma gibi inanışlar vardır. Çocuk erkek ise dindar ve okumuş olsun diyerek; ya camiye veya cami avlusunda bir yere, ya da okul bahçesinde bir yere gömerler. Bazen de göbeği kesen, göbeği keserken bebeğe göbek adı koyar.

 

Göbek bağıyla ilgili uygulamalardan bazıları şunlardır;

Evine bağlı bir evlat olsun diye evde saklamak Gezgin olmasın, dışarıya çok gitmesin diye bebeğin beşiğinde asılı tutmak Hayırlı, imanlı olsun diye camiye gömmek. Okusun, adam olsun diye iyi bir okulun bahçesine gömmek. Devlet adamı olsun, devlete hayrı dokunsun diye bir devlet dairesinin avlusuna gömmek. Hacıya ya da umreye giden birilerine vermektir. Annenin çantasına, babasının ceketinin cebine koymak İki kardeş hiç ayrılmasınlar diye göbek bağlarını birlikte gömmek

 

ALKARISI VE KIRKLAMA(KIRK BASMA)

 

Al Karısı inanışı

 

Loğusa ve kırklı çocuklara sataştığı ve kimi zaman da onları öldürdüğü tasarımlanan alkarısı; al, cazı, cadı, al anası, al kızı, al karası, koncoloz, goncoloz, kara koncoloz gibi adlarla tanımlanmaktadır.

 

Anadolu’da ahır, samanlık, değirmen, terkedilmiş virane yerlerde, su kuyusu, su kaynakları ve loğusa kadın ve kırklı çocuğun yalnız olduğu yerlerde bulunduğuna inanılan al karısından korunmak için halk birtakım uygulamalara başvurmaktadır.

 

Bu uygulamalara örnek olarak şunları söyleyebiliriz:

-Lohusa ve kırklı çocuğun bulunduğu yere süpürge, Kuran-ı Kerim, soğan, sarımsak, nazarlık asılması,

-Lohusa veya kırklı çocuğun yastığının altına iğne veya çuvaldız sokulması,

-Lohusa ve kırklı çocuğun yastığının altına kama, orak, bıçak vb. gibi kesici aletlerin konulması,

-Lohusa ve kırklı çocuğun bulunduğu yere ekmek ufağı ve su konulması verilebilir.

Al karısına ilişkin uygulamalar geçmişteki uygulamalara göre daha az olmasına rağmen günümüzde de devam etmektedir.

 

Kırk Basması İnanışı

 

Anadolu halkı loğusayla kırklı çocuğun doğumdan sonraki kırk gün içerisindeki hastalıklarına ve ileriki aylardaki gelişim eksikliğine; kırk basması, kırk düşmesi, kırk karışması, loğusa basması, aydaş gibi adlar vermektedir.

 

Kırk günlük dönem içerisinde loğusa ve kırklı çocuğa birtakım canlı ve nesnelerin zarar vereceği inancı yaygındır. Kırk baskınlığını önlemek için yapılan pratik ve uygulamalar oldukça yaygındır.

 

Kırk baskınlığını önlemek için;

- Anne ve çocuk kırk gün dışarı çıkarılmaz,

- Loğusa kadın ve kırklı çocukların birbirleriyle karşılaştırılmamasına dikkat edilir,

Anadolu’da çocuğa kırk basması çocuğun gelişmemesi ve zayıflamasıyla ilişkilendirilmekteydi. Kırk baskınlığını giderme yolunda da dinsel, büyüsel birtakım pratik ve uygulamalara başvurulmaktaydı.

Günümüzde artık bu türden uygulamalar yok denecek kadar azdır.

 

Kırklama

Loğusa ve kırklı çocuğa kırk basmaması için loğusanın ve çocuğun serbeste çıkması için; kırk gün içerisinde genellikle kadın ve çocuğun yıkanması biçiminde yapılan uygulamaya “kırklama” adı verilmektedir.

 

Yaygın olarak kullanılan “kırklama” tanımlanmasının dışında bu olaya halk arasında; “kır dökme”, “kırk çıkarma” vb. adlar da tanımlanmaktadır.

 

Anadolu’da kırklama işlemi en yaygın olarak kırkıncı gün yapılmaktadır. Bu işlem yapılış şeklinde yörelere göre bazı farklılıklar gösterse de, içerikte aynı amaca yönelik bir uygulamadır. Doğumla ilgili adet ve uygulamalar içerisinde kırklama işlemini geçmişte olduğu gibi günümüzde de değişmez bir kural olarak geçerliliğini sürdürmektedir.

 

TUŞAK KESME

 

Türk geleneğinde olduğu gibi köy ve yöre geleneklerimizde de duşak kesme adedi vardır. Yeni yürümeye başlayan çocuğun iki bacağı bir iple bağlanır ve sonra bir duayla birlikte ip kesilir çocuk yürümesi için bırakılır. Bu sayede çocuğun ayağının bağının çözüleceğine inanılır. Çocuğun tez yürümesi içindir tüm bunlar.

 

Tuşak; genellikle yün ipiyle kırmızı, mavi veya yeşil gibi birkaç renkten saç örgüsü gibi örülür. Arasına mavi boncuk ya da nazar boncuğu takılır. Çocuğun iki ayağına birden bağlanır. Bu şekilde örülüp çocuğun ayakları bağlanan Tuşak, düzgün yürüyen birine kestirilir ki çocuk çabuk yürüsün ve onun gibi düzgün yürüsün.

 

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü/ Dursubey