YÖRESEL YEMEKLERİMİZ
ÇORBALARIMIZ
1-Tarhana ve Tarhana
Çorbamız:
Sofraların Olmazsa Olmazı tarhanamız, Orta Asya'dan gelen
Türklerden günümüze kadar yapılarak gelmiştir. Orta Asya’dan gelen atalarımız
her türlü yiyeceği kurutarak saklamaya çalışmışlar ve yoğurdun saklanması için
de Tarhana çorbasını bulmuşlardır.
Tarhana çorbasının öyküsü yaygın olan bir rivayete göre
şöyleymiş;
Vaktiyle bir hükümdar, bir fakir evine misafir olmuş. Kendisine
ikram edilen çorbayı çok sevip, ev sahiplerine övgüde bulunarak, "bu ne
çorbası?" diye sorunca, çorbayı hazırlayan kadın, "Dar Hane
çorbasıdır, kusura bakmayın" şeklinde yanıt vermiş. Bu hoş öykünün
gerçekliği ne denli tartışmalı olursa olsun, kimi zaman dar hane çorbası
tarhana ismi yerine kullanılarak gelmiştir.
Köyümüzde de tüm yörede olduğu gibi her öğün yenen tek yemek
tarhana çorbası... Kahvaltının da akşam yemeğinin de vazgeçilmezi olan tarhana,
yanında turşu da olunca başka hiçbir yemeği aratmıyor.
Köyde tarhana imece usulü ile yani yardımlaşma yöntemiyle yapılıyor. Genellikle
yaz sonuna doğru, sebzelerin bol olduğu zamanda kadınlar toplanıp tarhana
yapıyorlar.
Tarhana yapımı bittikten sonra yardım eden bütün kadınlara "Manca"
denilen “Tarhana Mancası” ziyafet yemeği veriliyor. İçinde yoğurttan kırmızı ve
yeşilbibere, domatese, nohut ezmesine kadar birçok faydalı gıdayı barındıran
tarhana şehirlerde yaşayan köylülerimizin de hala vazgeçemediği bir tattır.
Tarhana yapımı ve hamuruna katılan katkılar bakımından her
yöreye göre farklılıklar gösterse de, köyümüzde genel olarak tarhana şöyle
yapılır:
Soğanlar halka şeklinde doğrayıp tencerenin dibine dizilir. Üzerine doğranmış
kırmızıbiberler, doğranmış domatesler yerleştirilir. Yıkanmış maydanoz ve
dereotlarını doğramadan demet halinde en üste yerleştirilir. Üzerine tuzu
serpin ve kapağı kapalı halde en kısık ateşte kaynatılır. Kaynamaya başladıktan
sonra kapağı açılır. İyice piştikten sonra demet halindeki maydanoz ve
dereotunun suyu elimizle sıkılarak süzülüp atılır ve tencereyle birlikte bir
kenarda iyice soğuyuncaya kadar bekletilir. Soğuduktan sonra kevgirden
geçirilir ve geriye kalan posası atılır.
Tarhana hamurunu yoğurmak için bir kaba un hazırlanır. Unun
ortası havuz biçiminde açılır. İçine süzme yoğurdu, tuz ve kevgirden geçirilmiş
malzememiz ilave edilip ekmek gibi hamur olarak yoğrulur. Tarhana hamurunun
kıvamının sert olması için bazı yörelerde 12-13 gün
bekletip sabah akşam yoğuranlar olsa da, köyümüzde genellikle 1 ile 3 gün
civarında bekletilir ve kıvama gelmesi için birkaç defa yoğrulur.

Hamur kıvama geldikten sonra komşular toplanır. Toprak ev,
beton atılmış damların üzerine kilim ve çarşaflar serilerek, çarşafların
üzerinde hamur parçalar halinde dağıtılır. Biraz kurutulduktan sonra daha da
küçültülür. Kuruma tamamlandıktan sonra elimize yapışmadan ufalanır hale
geliyorsa bir sonraki işleme hazır demektir. Ufalanan hamurun tamamı
gözerlerden geçirilerek güzelce kurutulur ve kışa hazır olarak saklanır. Suyla
ve sütle olmak üzere iki türlü çorba olarak hazırlanışı vardır.
Suyla tarhana:
Çorbasını yapacağımız zaman suyun içine tuzunu atarak
tencerede kanatıp, tarhanaları suyun miktarına göre içine atarak karıştırılır.
Kışın salça, yazın domates biber katarak yağmasını da yaparak turşu ve
salatayla birlikte basılır kaşık.
Sütlü Tarhana:
Yarı yarıya süt katılarak kaynatılan suyun içine aynı
şekilde tarhananın katılmasıyla yapılır. Bu şekilde olunca yağ ve salça
katmakta gerekmez.

Eski ocaklık resimleri (Bacalık, halk tabiriyle Mancilik)
2-Mercimekli Erişte
Çorbası
Yeşil mercimek ile tarhana gibi yazdan hazırlanmış ve Erişte
hamurunun daha ince kıyılmışı ile yapılan bir tür çorbamızdır. Suyla birlikte
yeşil mercimek kaynatılır, kaynadıktan sonra çorbalık erişte içine katılır. Bir
süre daha iki birlikte kaynatıldıkta sonra yağ ve tuz katılarak sofraya
hazırlanır. Kırmızı mercimek ve mercimek türlerinin sade olarak kaynatılarak
çorbası da yapılmaktadır. Yeşil mercimek köyümüz yöresinde daha burçak olarak
bilinir. Burçak tarlası adında türkümüz bile vardır.
3-Bakla Çorbası
Bakla değirmende buğday gibi öğütülerek un halinde
hazırlanır. Yılın her hangi bir günü, (genellikle kış için hazırlanır) kaynayan
suya tarhana gibi katılarak yapılır. Yağ ve salça gibi katkıları katıldıktan
sonra sofraya gelir.
4-Şehriye Çorbası
Fabrika hamurları ve market ürünü şehriyeler kullanılarak
değişik çorbalarımızda vardır. Bunlardan biri de şehriye çorbasıdır. Tencerede
yağ kızartılır. Salça ilave edilip biraz kavrulur. Sonra sıcak su eklenir.
Şehriyeler de eklendikten sonra kaynatılarak sofraya hazırlanır. Servis ederken
istenirse üzerine kıyılmış maydanoz ve limon da koyulur.
TURŞULARIMIZ
Yörüklük dönemlerinde hayvansal gıda ağırlıklı beslenen köy
halkı yerleşikliğe geçtikten sonra çevreden ve özellikle ilk yerli halk olan
Bizanslılardan ekip biçmeyi öğrenmiş. Bu bölgeler tamamen Türkleştikten sonra
birçok tahıl ve sebzenin yetiştirmesinin öğrenilmesi uzun zaman almış. Şimdi
bile köydeki bahçelerde çilek gibi bazı bitkilerin yetiştirilmiyor olması
toprağın verimsizliğinden değil, bunu yetiştirmek istemeyi önemsememekten belki
de gereksiz görmekten kaynaklanıyor. İlk yıllarda köyde domates bile
bilinmiyor, dolayısıyla yetiştirilmiyormuş. Günümüzde hemen her evin en az bir
bahçesi var ve her türlü sebze yetiştiriliyor.
Yazın bahçelerimizde ürettiğimiz sebzelerden taze iken
istifade edip yediğimiz gibi; kışa çeşitli sebzelerimizden çorbalarımızın
yanında yiyeceğimiz damağımızın tadı turşularımızı da hazırlarız. Turşu yazın
elimizdeki sebzeleri kışa saklama ihtiyacından ortaya çıkmıştır.
Birçok sebzemizin turşunu yapmak mümkündür. Köyümüzde
genellikle; Biber turşusu, domates turşusu, Lahana turşusu, hamak kızılcık
turşusu, salatalık(hıyar) turşusu, fasulye turşusu,
kelek turşusu, hatta kara patlıcan ve havuç turşuları yapılmaktadır.

Turşu yapımı bir kaba su koyup, turşuluk malzemeyi doldur.
Tuzunu kat, içine sarımsak at, sirke de
katacaksan kat ve kapa kapağını kışa kadar olsun şeklinde yapılır. Lakin turşu,
ustasının elinde bir başka lezzetli olur. Bu sebzelerin ayrı ayrı turşusu yapıldığı gibi, karışık olarak ta turşuları
yapılabilir.

SALATALARIMIZ
Salata marul gibi otların doğranıp kıyılarak içine yağ ve
tuz katılarak yapılan bir yardımcı yemek türüdür. Günümüzde çeşitli yörelerde
birçok salata türü yapılmaktadır. Biz hepsinden ayrı ayrı
bahsetmek yerine, köyümüzde genellikle iki çeşit salata yapıldığını söylemekle
yetinerek, onlardan birer ikişer cümleyle bahsedelim. Bunları ot salatası ve
meyve salatası olarak kategorize edebiliriz.
Ot Salatası: Köyümüzde ot salatası deyince; marul gelir.
Marul salatasına, roka, kuzukulağı otu, gelincik otu, afyon otu, bağla, lahana
çeşitleri(kelem) gibi bitkilerden salata yapılır. Domatesli olarak yapılan ot
salatasının ramazan akşamlarında yenmesi hafilik bakımından ne güzel olur.
Sebze Salatası: Domates içine salatalık(hıyar)
ve biber doğranarak yapılanı en bilinen salata türüdür. Kaynamış patatesten de
salata yapılır ve içine de zeytin katılır.
ARA YEMEKLERİMİZ
1-Sebze Yemekleri
Köyümüzde de her yörede olduğu gibi, nohut, fasulye,
bezelye, karnıkara(börülce) patates, gibi tahılların yemekleri yapılır.
Patates, kabak, patlıcan ve biber gibi sebzelerin kızartmasının yapıldığı gibi,
bamya, fasulye, bezelye, bakla, börülce, patlıcan, kabak gibi sebzelerin taze
yemekleri de yapılır.
Bu sebzelerle ilgili en önemlisi; köyümüzde de sebzeleri kış
aylarına saklamak ve kışında bu sebzelerden faydalanmak için yapılan
faaliyetlerdir. Bu faaliyetleri kaklama, kurutma ve
konserveler olarak ifade edebiliriz.
Kaklama ve Kurutma:
Kalkama; meyve ve sebzeleri, kurutmak için meyveleri kesmek,
yarmak, ikiye bölmek, küçük parçalara ayırmak ya da kolay kuruması için sebze
ve meyvelerin kabuklarını çizmek demektir. Kurutma ise; küçük parçalara
ayırdığımız sebzeleri ya da çizdiğimiz meyve sebzeleri kurutma işlemine de
kurutma denir.
Meyve, sebze ve öbür sulu besinler bünyelerindeki fazla
sudan dolayı uzun süre saklanamazlar. Çünkü fazla su, besinleri bozan küçük
canlıların üreyip yaşaması için elverişli bir ortamdır. Bu zararlı ortamın yok
edilmesi, meyve, sebze ve diğer bazı besinlerin bileşimlerindeki fazla suyun
uçurulmasıyla yani o besinlerin kurutulmasıyla mümkündür.

Evde kurutma
Karışık
Kurutma, güneşte ve açık havada yapıldığı zaman, güneşin
vermiş olduğu sıcaklıkla suyu uçan meyve ve sebzeler kururlar. Hava akımı ise,
kurutmada ısı iletici ve nem taşıyıcı rolünü oynar. Kurutmacılıkta çabukluk
mutlaka şarttır. Çünkü meyve ve sebzeler ne kadar çabuk kurutulur ise, tat ve
lezzetleri de o ölçüde iyi olacaktır. Kurutmayı çabuklaştırmak için havanın
sıcaklık derecesini yükseltmek ve hava akımını çoğaltmak gerekir. Bu iki iş,
kurutma fırınlarında ve cihazlarında düzenli bir şekilde yapılabilir. Her yerde
bu fırınlar olmayabilir bu yüzden güneşli ve sıcak havalara dikkat edersek, o
zamanda çabucak kurutma sansını yakalayabiliriz.

Patlıcan kurusu
Biber
kurusu
Hangi sebzeler kurutmaya daha elverişlidir diyecek olursak;
Meyveler: Kayısı, badem, yarma şeftali, fındık, elma, ceviz, armut, incir,
üzüm, erik, vişne, dut ve benzerleridir. Sebzeler: Bamya, bezelye, nohut,
biber, mercimek, patlıcan, fasulye, soya fasulyesi, soğan, patates ve
benzerleridir.
Kabak, patlıcan, biber, domates gibi sebzeler doğranıp
kurutularak saklanır ve kışında yemek olarak yemekleri yapılır. İncir, üzüm,
kızılcık, erik, armut, elma, ahlat(alfat)
gibi meyveler de kışa saklamak için parçalanıp dilimlenerek kurutulur ve kışın
hoşaflarının yapıldığından da burada bahsetmek yerinde olacaktır.

Elma kurusu
Erik
kurusu
Konserveler:
Yeşil fasulye, bakla, bamya, bezelye, börülce, patlıcan gibi
sebzelerin taze yemeklerinin konserve şişelerine koyularak kaynatılıp
saklanmasıyla yapılır. Konserve yapımı sebzeyi yemek olarak hazırlayıp şişeye
koy kaynat diyecek kadar kolay gibi gelse de; konserve yaparken koyduğumuz cam
veya teneke kutuya koyduktan sonra hiç hava almamsı gerekir. Bunu sağlamak için
konserveler basınçlık tencere ve kazanlarda kaynatmalıyız. Kapak atma olayı
olursa yani içine hava alması gerçekleşirse o konserve bozulur ve yenmez. Kapak
atmış ya da hava almış konserveyi yersek zehirlenebiliriz.

Şişelenmiş Konserveler
2-Hamur Yemekleri
Günümüzde koskos ve bulgur dahil birçok hamuru fabrika ürünü olarak bakkal ve
marketlerden almak mümkün olsa da, hala köylerimizde kökü Orta Asya Yörüklük
kültürüne dayanan hamur işlerinin devam ettiği bir gerçektir. El işi ev yapımı
hamur yemekleri nelerdir deyince; erişte, koskos, yuka(yufka), mısır hamuru, çoban hamuru(kaçamak), bulgur
gibi güzden hazırlanarak kışın pişirilen hamur çeşitlerinin yanında taze
hamurla yapılıp yenen türleri de vardır.
Tarımsal üretime geçişten sonra başta buğday köylümüzün
temel besini haline gelmiş. Unlu yiyeceklerin çokluğundan bu anlaşılıyor.
Gözleme, börek çeşidi yiyeceklerin önde gelenleri; kulak hamuru, gödek, tepitme gödeği, gözleme, bazlama, börektir. Bu bahsettiğimiz hamur
türlerinin ana malzemesi ekmek hamurumuzun; su, un ve tuz ile karılarak
bazılarında kabarmaya bırakılmış, bazen de kabarması beklenmeden kullanılmış
halidir. Bir de eski dönemlerde ocakta külün içine gömülerek pişirilen bir poğaça
türü varmış. Şimdi yapılmıyor.

Kulak Hamuru:
Karılmış ya da yoğrulmuş hamuru yastaç
ve oklava ile açarak dört köşe küçük parçalar halinde keserek kaynayan suya
atıp pişirerek, makarna gibi suyu süzülür. Tava içinde yağ içinde kaymak
kızartılıp üzerine dökülerek yağlanıp gerekirse tuz atılarak yenilir. Tereyağı
yoksa tarhana tanecikleri de yağda kızartılıp üzerine dökülerek yağlanabilir.

Çiğ olarak kesilmiş hali
Pişmiş ve yenmeye hazır hali
Günümüzde daha katkılı halde yapılır hale gelmiştir. Şöyle
ki; Un, su, tuz ve yumurta karıştırılarak sofra üzerinde açılır, kare halinde
kesilir, içine kıymalı, soğanlı ve karabiberli olarak hazırlanan malzemesi
konulur. Köşeleri üstüne gelecek şekilde katlanır. Kaynar suya atılarak
haşlanır. Tepsiye dökülüp, üzerine ceviz gibi şeyler serpilebilir. Ayrıca
sarımsaklı yoğurtlu da yapılır. Son olarak ta üzerine kızdırılmış tereyağı
serpilir.
Erişte Hamuru: Erişte hamuru kışa hazırlık olarak tarhana da
olduğu gibi genellikle imece usulüyle ve güzden yapılır. Kulak hamuru gibi
hamuru hazırlanıp, en az 15-20 dakika, ideal olanı ise
birkaç saat arada bir kez yoğurup üstü örtülerek oda sıcaklığında bekletilir.
Sonra yastaç ve oklavalar ile açıp biraz bekletilir.
Yeterli derecede sertleşince bıçaklarla istenen ebatlarda çorbalık, makarnalık
olarak kıyılarak güneşte kurutulur.

Kurutulan hamurlar saklanarak kışın istendiği zaman suda
kaynatılıp suyu süzülerek kızartılmış kaymaklı yağ ile yağlanarak yenilir.
Yağlamayıp yoğurtlayarak yoğurtlu olarak mantısı da yenir.

Yuka(Yufka) ve Yufka Börekleri:
Erişte ve kulak hamurundakine benzer şekilde hamuru
hazırlayıp, yastaç ve oklava ile aynı şekilde açarız.
Baca ya da dışarıda uygun bir yere yaktığımız korlu ve güzel yanan bir ateşe sacağı üzerine saç konarak, yine genellikle imece usulü ile
üç beş kişi hamuru açarken, bir veya ateş müsaitse iki kişi de pistirgeç ve süpürgelikleri kullanarak yufkaları pişirir. Pistirgeçle saçta pişen yufkaları çevirir, korun üzerine
tutarak daha iyi pişmesini ve kabarmasını sağlar. Süpürgelik ile saçın üzerine
dökülen unları süpürür ve saçın üzerinde dökülen unların yanarak, yufkaya
yapışmamasını sağlar. Haliyle pişirenlerin işi ateşin karşısında, yufkaları
açanlara göre oldukça daha zordur.

Bu şekilde hazırlanan yufkalar kuruduktan sonra ambarlarda
ve evlerin müsait yerlerinde saklanarak kışın yufka böreği ve tirit yapmak için
saklanır.
Börekler: Börek deyince öncelikle iki çeşit börek aklımıza
gelir. Biri hamur böreği, diğeri de yufka böreğidir.
1-Hamur Böreği: Hamur böreğinin günümüzde düz hamurun açılıp
pişirilmesinden tutunda gibi içi dolgulu ve çeşitli şekillerde katlanmış ve
sarılmış olanları yapılmaktadır. Sarma gibi ince sarılan sigara böreği denen
çeşitleri bile yapılmaktadır. Hamur böreği denince eski çağlardan günümüze
kadar gelen ve hala yapılmaya devam eden hamurun, alelacele yoğrulup yastaç ve oklava ile kalınca açılıp tepside yağla
kızartılması anlaşılmaktadır. Malum atalarımız göçebe ve hayvancılıkla
uğraşmakta olduğundan kaçamak gibi ve yemeklerin hemen çabucak oluverenlerini
tercih etmişler.
2-Yufka böreği: Yufka böreği de; güzden kış için hazırlanan
ve kurutulmuş olarak saklanan yufkaların ıslanıp, aralarına ufalanmış kuru
ekmek içini, soğanla yağda kızartılmış olarak sepeleyip, üst üste tepsiye
sıralayıp kızartılması şeklinde yapılır. Arasına bir şey koymadan da
pişirilebilir. Ortasını açıp oraya pekmezi de kondurdun mu, böreği üzüm
pekmezine bandırıp yiyeceksin. Davarların arkasından yalın ayak gideceksin.
Tatlılarımız kısmında bahsetmeyi düşündüğüm salili(saraylı) tatlısı da bunun tepside dilimlenip şekeli
su ile ıslanmış haline deniyor.
Yöremizin Ünlü Yemeği Tirit:
Kurutulmuş yufkadan yapılan bu yemek Dursunbey yöresinin en
ünlü yemeğidir. Tepsinin içine iki veya üç kuru yufka parçalanıp kırılır,
üzerine et suyu ile birlikte et parçaları dökülerek yapılır. Karabiber ve diğer
baharatlarla tatlandırılan bu yemeğin ekmek ile yapılan çeşidi de var. Ekmek
ile yapılanına köyümüzde ekmek paparası da denir. Yufka Tiridine et dökülerek
tirit yapıla bildiği gibi, su da karıştırılmış yumurta ve kızartılmış soğana
katılmış su ile de yufka tiridi yapılabilir. Aynı şekilde ekmek paparası
dediğimiz tiride de taze veya kuru fasulye gibi sulu yemekler dökülerek de
tirit yapılabilir.

Tavuk etli yufka tiridi
Tavşan etli yufka tiridi
Tepitme Gödeği:
Tepitme gödeği;
yufkanın biraz daha kalın açılmış olanı olup, korda fazla kabartılmadan
pişirilip, üstüne tereyağı veya normal yağ sürülerek dürülerek tam soğumadan ve
kurutmadan yumuşak iken yenen haline denir. Peynirli ve marul ve tere gibi ot
malzemelerinden ince kıyılmış iç malzemesi konularak da yenir. Buna benzer
şekillerde yapılsa da; yapılışı ve lezzetleri farklı olan gözleme ve
bazlamaları da bu kategoriye koyabiliriz.
Gözleme ve bazlama:

Gözleme
Bazlama
Gözleme: Öncelikle iç malzemesi hazırlanır. Bunun için
peyniri ezerek kıyılmış maydanozla karıştırırız. Patatesli gözleme istersek,
haşlanmış patatesi ezip pul biber ve tuzla karıştırırız.
Hamur yoğurma kabına su hariç tüm hamur malzemelerini koyup,
ılık suyu yavaş yavaş ekleyerek hamuru yoğururuz.
Elde ettiğiniz sertçe hamuru, üzerini örterek 20–30 dakika kadar mayalandırmaya
bırakırız.
Hamuru yağlı olduğu için kolay açılan hamuru; yufkaya benzer
şekilde açıp, bir yarısına hazırlanmış olan iç konur, diğer yarısıyla da üzeri
örtülerek kenarları birleştirilir. Gözleme kızartılmaya hazırdır. Tepsi veya
tavaya çok az zeytinyağı damlatarak gözlemelerin iki yüzünü kızartabiliriz.
Zeytinyağı yoksa başka yağda koyabiliriz. Göçebe atalarımız eskiden beri çok
tercih edilen yöntem ise tepsi veya tavamızı yağlamadan gözlemeyi kızartıp her
iki yüzüne tereyağı gezdirmek olmuştur. Kızaran gözlemenin her iki tarafını da
yağladıktan sonra vakit geçirmeden servis yaparız.
Bazlama: Hazırlamış
olduğumuz hamuru istediğimiz kalinlikda yuvarlak
olarak açıp ve 10 dakika daha dinlendiririz. Tepsi veya tavamızı ateşte
kızdırdıktan sonra açtığımız hamuru içine koyarız. Yüksek ateste
iki tarafını kızartarak yenmeye hazır hale getiririz.
Bulgur:
Koskos hamuru ve sarmadan
bahsedebilmek için öncelikle elimizde bulgur olması gerekmektedir. Bulgur; koca
buğday ya da sarı buğday adıyla ünlenmiş olan iri taneli buğdayın çeşme
önlerinde veya evlerimizin yanlarında tahtadan ekmek teknelerinde suyla yıkanıp
kaynatarak kurutulmuş halinin, yarma değirmenlerinde kırılması ve güzelce
kurutulması sonucu elde edilir. Eski zamanlardan başlayarak günümüze kadar
bulgur, bir çeşit el değirmeni olan aşağıdaki ikili taşlarla kırılmıştır.

Bulgur Pilavı: Bulgur deyince, aklımıza ilk olarak bulgur
pilavı gelir. Yine güz döneminden kışa hazırlık olarak hazırlanmış ve saklanmış
olan bulgur önce ıslanır ve temizlenir. Bu temizleme işlemine gıyırlamak denir. Gıyırlarken
ıslak suda şişen bulgur yağda kızartılarak, pirinç pilavına benzer şekilde
pişirilir. Tuzu pişerken konulabileceği gibi, az gelirse yenirken de
serpilebilir.
Bulgur Aşı: Soğan ve salca gibi şeyler yağla kızartılarak
suda pişirilmesine de bulgur aşı denir. Su da şişirilen bulgur salça ve soğan
gibi kızartılmış yağın içine bulgurlar konularak pişirilir. Etlisi daha güzel
olur.
Bulgur Aşı Hayrı: köyümüzdeki geleneklerden biri de bulgur
aşı hayrıdır. Normal et veya tavuk eti ile etli bulgur aşı çokça pişirilip,
mahalledeki ve hatta köydeki çocuklar başta olmak üzere bulgur aşı hayrı yaptık
kaşığınızı alında gelin diye büyüklerde bile çağrılarak yanında da ayran ikram
edilir. Karnını doyuran gider ve herkes kaşığını kendi getirdiği için kendisi
yıkar.
Koskos Hamuru:
Bulgur, kalbur ile elenir. Kalburun altına geçen incesi
yıkanır. Yağı, tuzu katılmış su ile ıslanır. Akşamdan da ıslanabilir. Daha
lezzetli olması için süt de katılabilir. Yağı ayarında olmaz ise ardaksı koku
yapar. Onun için yağın ölçüsü iyi olmalıdır.

Islanmış bulgur ekmek teknesine konulur. Üzerine un
sepeleyerek iki kişi tarafından yuvarlanarak, tekrar yağlı su sepeleyerek ve un
sepeleyerek, bir oyana bir bu yana karıştırılarak, yağlı su sayesinde unların
bulgurlara yapışarak, bulgurların büyümesi ve Koskos
halini alması sağlanır. Gözer ile elenir ve gözerin üstünde kalacak şekilde
büyüyenler güneşte kurutulur. Gözer’in altına geçenler ise tekrar büyüyerek Koskos halini alabilmesi için aynı şekilde yuvarlanmaya
devam edilir. Hepsi güneşte kurutulduktan sonra kışa saklanarak, kışın makarna
gibi hamur yemeği yapılıp yenir.
Döndürme Gödeği:
Döndürme gödeği de yumurta, ağız
ve suyla hemen yoğuruverdiğimiz, akıcı şekildeki hamuru tepsiye öbek öbek avuç içinden biraz büyükçe olarak döküp, ısıran(ısran) ile önünü arkasını döndürerek(çevirerek)
pişirdiğimiz kızartma türü bir gödek türüdür. Yeni
doğan hayvanların ilk sütü olan ağzı değerlendirmek için en ideal yoldur. Sütün
kendisiyle de yapılır. Ağız ve süt katmadan da yapılabilir.
Yağlı Gödek:
Yağlı gödekten bahsetmeden önce,
onun pişirildiği yağlardan bahsetmek gerekir. Yağlı gödek
deyince; aklımıza çetlemik(çitlembik) ve diken
yağları gelmektedir.
a)Çetlemik Yağı: Çitlembik
dağlardan toplanıp, değirmende sıkılarak elde edilen, suyu yağ olarak
kullanılan bir dağ ürünüdür. Bir çalı bitkisi
olan "Çitlembik" köyümüzde "çetlemik"
adıyla anılıyor. Bu bitkinin meyveleri eski dönemlerde yemeklik yağ ve sabun
yapımında kullanılıyor, köylüler günlük hayatta hep çitlembik yağı ile yemek
yapıyorlarmış. Günümüzde pek kullanılmayan çitlembik meyvesine köyümüz kırsalında
çokça rastlanıyor.

Dalında
Çitlembik
Kurutulmuş çitlembik
Böbrek taşlarının dökülmesini sağlayan, öksürüğün
kesilmesine yardımcı olan ve mide ağrılarını dindiren bir etkisi var. Tek tük
toplayan yağını çıkartanlar olsa da, ekonominin iyi olması, normal yağlara
ulaşımın kolaylığı sebebiyle olsa gerektir. Günümüzde artık eskisi gibi rağbet
görmeyen bir yağdır.
b)Diken yağı: Sarıçiçekleri olan bir diken vardı
çocukluğumda. Buğday gibi ekilip, harmanda sürülür ve değirmende ezilerek suyu
çıkarılır ve yağ olarak kullanılırdı.
Yağlı gödek; Ekmek hamuru gibi
hazırlanmış ve mayalanmış hamuru, büyük tavalarda kaynayan çetlemik(çitlembik)
yağının içine elle yasılmış küçük parçalar halinde atarak kızgın yağda
pişirilir. Ayran ile birlikte yenir. Artık günümüzde çitlembik yağının hem
biraz acı düşürmesi, hem de diğer yağların bolluğu sebebiyle olsa gerek mısır
veya ayçiçeği yağı ile yapılması tercih edilir olmuştur.
Mısır Hamuru:
Mısır unundan sütle karılmış hamuru tepsiye döşeyip yağda
kızartarak pişirmek suretiyle yapılır. Süt yoksa su ile de karılabilir. Karmak;
halk arasında eskiden beri, un’u su veya süt, ya da hazırlanmış karışımlarla,
hamur yapmak olarak ifade edilmektedir.
Çoban Hamuru:
Kaçamak olarak da ifade edilen çoban hamuru, köy halkımızın
dilinde çoban hamırı olarak şekillenmiştir. Tencere
de su veya sütle tuz katılarak karılan mısır unundan yapılmış hamur, iki
kaşıktan birine bir kaşık alınıp, diğeriyle alelacele parçalanarak, tekrar
alınıp tekrar parçalayarak bir çanakta hazırlanır. Üzerine yağda kızartılmış
kaymak, kaymak yoksa tarhana tanecikleri kızartılarak yağlanır. Çoban doyurmak
için çabuk yapılıp servise sunulan bir yemek olduğu için adı çoban hamırı olmuştur.

Sarmalar:
Göçebelikten günümüze kadar yapıla gelen sarma, asma yaprağı
ve kelem yapraklarına bulgur pilavı koyup sararak yağ ve tuz gibi katkı
maddeleri ile pişirilir. Parmak kalınlığında ince sarılabildiği gibi, daha
kalında sarılabilir. İlk zamanlar da bulgur pilavı ile yapılması meşhur idiyse
de günümüzde bulgur pilavına kıyma da katılabilmektedir.
Kabak çiçekleri ve dut yaprağı gibi yapraklarla da sarma
yapılabilmektedir. En ideal yaprak asma, kelem(lahana), ve kabak çiçeğidir.
Biber Dolması:
Dolma deyince hemen aklımıza biber dolması gelir. Bulgur
başta olmak üzere kıyma gibi çeşitli dolgu malzemelerinin de kullanılabileceği
dolma; biberin içine doldurulur. Ağzına da domates ve biberi açarken kestiğimiz
parça kapatılıp, yağ ve tuz maddelerini kattığımız su da pişirilir. Afiyetle
yenir.
Kabak Dolması:
Aynı şekilde taze kabağın içi oyulup, içi doldurularak,
pişirmek suretiyle de kabak dolması yapılabilir. Kara patlıcan gibi benzer
sebzelerinde günümüzde dolması yapılmaktadır.

Kabak Çiçeği Dolması:
Bahçelerimizden itinayla toplamış olduğumuz kabak çiçeklerimizin
iç kısımlarındaki ellerimizi boyayan tohum şeklindeki tanecikler el ya da kaşık
yardımı ile temizlenir. Ayrı bir kapta hazırlamış olduğumuz dolmalık iç
malzememiz çiçeklerimizin içine doldurulur, ağızları büzülür ve sıkışık bir
şekilde tenceremize dizilir, üzerini geçecek şekilde su koyulur. Az birazda
parlak olsun derseniz zeytinyağı ilave edilir ve yumuşayıncaya kadar pişirilir.

YABANİ OT ve MEYVE KÜLTÜRÜ
Baharla birlikte doğa
yüzlerce ot çeşidini yöre köylülerine sunuyor. Bunları; otlar, meyveler ve
mantarlar olarak ele alabiliriz. Otları da yemelik ve içmelikler olarak ele
almakta fayda var.
Otlar
Yemeklikler:
Bütün Ege Bölgesinde olduğu
gibi köyümüzde de yabani otların sofrada ayrıcalıklı bir yeri vardır. Mevsimine
göre toplanıp çiğ olarak ya da pişirilerek yenen onlarca ot çeşidi var.
Bunlardan bazıları; kuzukulağı, kaymak otu, bağla, madımak(ebe gömeci), kuş
yemeği otu, gerdeme, kazayağı, semizotu, sirken,
gelincik gibi otlar toplanıp bazıları yemeği
yapılarak bazıları da çiğ olarak yenen belli başlı otlar. Giçirken,
ekşice, alabada otlarını da yöremizde pişirip
yiyenler vardır.

Kuş yemeği
Madımak(ebe gömeci) Semizotu
İçmelikler:
Boş şapla(adaçayı), ıhlamur,
bayır çayı, kekik otu, kuşburnu(böğürtlen),
altın otu çayı, ayva yaprağı, kiraz sapı, papatya çiçeği gibi otlar eski
yıllardan beri içile gelmiştir. Bunların günümüzde her birinin bir derde deva
olduğu doktorlar ve bilim adamları tarafından saptanmaktadır. Sumak da
kaynatılıp ekşi suyu içilebildiği gibi, daha çok turşu yapımında, turşuya
ekşilik katması için kullanılan doğal bir bitkidir. Yaban mersinini meyve
olarak yendiğini biliyorum. Kendimde tadına bakmak için yedim. Tadı ekşimsi
olur. Yenebildiği gibi kaynatıp çayını içenlerde olmuştur.

Kuşburnu Yaban
mersini
Sumak
Meyveler
Hemen her tarlanın avlusunda rastlanan doğal olarak yetişen
ve olgunlaştığında siyah renkli olan üzüme, köyde "Kırıntı üzümü"
deniyor. Kırıntı üzümü, özellikle çocukların kendilerince özel törenlerle
toplayıp yedikleri en güzel doğal meyvelerden biridir.
Yöre mutfağında çevredeki dağlardan elde edilen yaban
tatların da çok yeri var. Kızılcık da bunlardan biridir. Her sonbaharda
kızılcık ağaçlarından toplanarak köye getirilip kaynatılır ve kalburdan
geçirilip kavanozlara doldurulur. İstendiği zaman şerbet yapılır. Olduğu gibi
kurutulup erik gibi hoşafı da yapılır Kızılcık, dağ eriği, alfat(ahlat), çetlemik(çitlembik), yaban
mersini gibi dağ ve bayır meyvelerini sayabiliriz.
Mantarlar

Ak mantar
Ak mantar
Köyümüzün çevresindeki ormanlarda bolca yetişen ve
köylülerin çok iyi bilip topladıkları türlü türlü
mantarlar da var. Bunlardan en bilinenleri; kulak, Çayır mantarı(kızıl içli
mantar), tatakuli(dedeguli),
sırıca, kavak mantarı, tal(ağaç) mantarı, Melki(çalı melkisi), tülüce gibi
mantarlardır. Birde bizim köyün merasında bulunmasa da; komşu köylerimizin
çamlık arazilerinde melki, karabaş, kuzugöbeği, dede
böğrü gibi mantarlarda mantar mevsimi güz aylarında kendilerini göstererek
damak tadı olup sofralarımızı süslemektedirler.

Sırıca(ak Kulak)
kuzugöbeği

Kızıl içli Mantar1 (Çayır
mantarı) Kızıl içli Mantar1 (Çayır
mantarı)

Kavak
mantar
Ağaç mantarı
Yöremizde "melki" adı
verilen "ak melki(çalı melkisi)
ve mor melki(çam melkisi)
gibi çeşitlere de sahip olan melkiler ile kavak
mantarı, tatakuli gibi mantarlar başta olmak üzere,
bunların hemen hepsi fırında tepsileme usulü ya da
kavurma usulü ile pişirildiği gibi közde de pişirilebiliyor. Özellikle de
çobanların tercih ettiği üzerine tuz sepeleyerek çoban ateşinde yaptığı közleme
bir başka oluyor. Mantarların da kurutulup saklanabildiği gibi, konservesi de
yapılarak kışa hazırlık yapılmaktadır.

Melki Melki
Mantar toplayıp yerken çok dikkatli olmakta lazımdır. Çünkü
yenebilecek çok sayıda mantar türü olduğu gibi, çok sayıda da zehirli mantar
vardır. Zehirli mantarları yiyip mantar zehirlenmesiyle karşı karşıya kalmamak
için, zehirli olup olmadığını iyi bilmek ve ondan sonra yemek gerekir. Rahmetli
baba annem; “kuşaklarına bakın oğlum, kuşaksız ise zehirlidir” derdi.
Kuşaklıysa zehirli değildir demekte mümkün değildir bunu da bilerek yine de
dikkat etmek gerekir.
Kulak mantarı, genellikle çakırdikenlerin diplerinde ve
çaltıların aralarındaki çimenliklerde bulunur. Genellikle tatakuli
ormanlık ve çalılıklarda, tal mantarı ağaçların
kesilen dal aralarında, kavak mantarı kesilmiş kavak köklerinde bulunur. Sırıca
da kapaklı dağındaki dedenin düzlerinde ve palamutların diplerinde genellikle
bulunur. Sırıca; ak kulak olarak da ifade edilir. Çalı melkisi
adı verilen ak melki ise çalılıklarda olur. Çam melkisi ise; dökülmüş çam yapraklarının altında hafif
kabaran ufak tepeciklerin altında öbek öbek çıkan bir
mantardır.
TATLILARIMIZ
Salili(saraylı)
Çocukluk dönemlerinden de bildiğim gibi, eski dönemlerin
özel gün tatlısı olan Salili, öküz çakma, harman
sürme, saman çekme, tarhana yapma ve hamur kesme gibi işlerden sonra yapılan
bir tatlıdır. Bu Saraylı adı verilen köyümüz halk dilinde Salili
diye de söylenen tatlımızın, ilk önceleri sarayda yapılmış ve oradan çıkmış
olması hasebiyle saraylı tatlısı denmiştir.
Salili(saraylı) Dilimlenmiş
Salili
Yufkaların tepsiye döşenip, yufka böreği gibi pişirdikten
sonra, hazırlanan şekerli suyun üzerine dökülüp yumuşatılmasıyla yapılan "saraylı"nın üzerine, elinde susamı olanlar yufkaları
döşerken aralarına ve üzerine susam da dökerlermiş.
Helva(köy karma helvası)
Karma helva dediğimiz normal un veya irmik unu ile yapılan
helvamız, düğün, dernek ve tüm hayırlarımızın vazgeçilmez tatlısıdır. İlk
önceleri buğday ununu kızgın yağda dakikalarca karıştırarak kızartıp, belli bir
kıvama geldikten sonra kaynamış suyla eritilip soğutularak hazırlanan şekerli
su dökülerek yapılır. İrmik unu ya da ikisinin karışımıyla da son yıllarda
yapılır olmuştur. Herkesin yapabileceği bir tatlı gibi görünse de, kıvamını iyi
tutturabilen ustası yaparsa lezzeti bir başka olur ve yemesine doyulmaz olur.
Pekmez
Üzüm, dut, armut, gibi meyve şıralarının kaynatılarak
koyulaştırılması suretiyle elde edilen siyah veya turuncu renkteki maddeye biz
pekmez diyoruz.
Üzümlerin suyu ordu adı verilen mengenelerde sıkılıp şırası
çıkartıldıktan sonra, büyük tava ve kazanlarda içine pekmez toprağı dediğimiz
beyaz topraktan sepeleyip kaynatarak yapılan bir tatlıdır. Toprak sepelememizin
sebebi ekşiliği alması ve tatlı pekmezi elde etmeyi sağlamak içindir.
Şıra tavaya konulduktan sonra şıra ocağa konur ve bir taşım
kaynatılır. Buna şıranın kestirilmesi denir. Şıranın kestirilmesinin çeşitli
faydaları vardır. Şıranın bir taşım kaynatılmasıyla şıranın içindeki mayalar
ölür ve şaraplaşma önlenmiş olur. Kestirilen şarap ocaktan alınır. Temiz bir
kaba aktarılarak 5-6 saat veya bir gün kendi haline
bırakılır, dinlendirilir. Bu dinlenme esnasında tortu yapan maddeler dibe çöker
ve şıra berraklaşır. Bir gün sonra yavaş yavaş
kaynatma kazanına aktarılır ki kabın dibindeki tortu kaynatma kazanına
geçmesin. Böylece asitlik azaldığı gibi sıranın bir hayli durulması da
sağlanır. Kaynatma kazanına alınan şıra ateşe konur ve pekmezin kıvama geldiği
anlaşılıncaya kadar ateşte kaynatılır. Arzu edilen kıvama gelince ateşten
alınır ve muhafaza kaplarına aktarılır. Serin ve kuru bir yerde kullanılıncaya
kadar toprak kaplarda ya da kalaylı bakır kaplarda bekletilirdi. Günümüzde
kapların çeşitliliği arttıkça cam kavanozlar, emaye kaplar, plastik bidonlar
gibi kaplarda da saklanabilmektedir.
Hoşaflar
Erik, armut, elma, incir, üzüm gibi kurutulmuş kalkama meyve
hoşaflarının yanında, vişne, kiraz, üzüm, kızılcık, gibi kurutulmuş meyvelerin
hoşafları yapılmaktadır. Bunlardan her birinin tek başına hoşafı yapılabildiği
gibi, kalkanmış erik, elma ve armutlar karışık olarak kaynatılarak da hoşafları
yapılabilir. Hoşaflar eski çağlardan bu güne köyümüz halk dilinde erik şerbeti,
armut şerbeti, kızılcık şerbeti gibi, isimler verilerek, şerbet adıyla anıla
gelmiştir. Kızılcık içine üzüm katılarak yapılan kızılcık hoşafı hayırlarımızda
vazgeçilmez olmuştur.
Pelte
Türk mutfağının harikalarından birisi de peltelerdir.
Türkler pelteleri Avrupa'dan çok önce bulmuşlardır. Türk mutfağı 1500'lü
yıllarda gelişirken, Avrupa veya ünlü Fransız mutfağı ancak 19'uncuyüzyılın
ikinci yarısında, yani 1850'li yıllardan sonra gelişme göstermiştir.
Pelteler çok eskiden beri bilhassa ev mutfaklarının yapımı kolay tatlılarıdır.
Her çeşit meyve suyu ile yapılabilir. Şurası muhakkak ki meyve veya meyve suyu
ateşi görüp kaynadığı takdirde doğal(natürel) lezzetini kaybeder.
Nişasta yapımı: Köyümüzde pelte genellikle nişasta unuyla
yapıldığı için, nişasta unundan da bahsetmek gerekir. Önce buğday iyice
yıkanır. Haranı dediğimiz büyük tencereye konur ve üzerine buğdayın üç katı
kadar su ilave edilir. Kazanını üzeri sini ya da sofra ile hafif hava alacak
şekilde kapatılır ve üzerine açılmasın diye ağırlıklar konulur. Suda üç dört
hafta bekletilen buğday yumuşar, şişer ve çevreye kendine has ekşi bir koku
yayar. İyice yumuşayan buğdayın suyu süzülerek hamur gibi sıkılarak yoğrulur.
Böylece buğday içlerinin kabuktan çıkması sağlanır. Üzerine yeniden su ilave
edilerek karıştırılır ve dinlendirilir. Dinlenme esnasında buğdayın özü dibe
çöker kabukları (posası) su yüzeyine çıkar. Suyun üzerine çıkan kabuklar
dipteki çözeltiye dokunmadan üstteki suyuyla birlikte alınır. Kaptaki su iyice
boşaltıldıktan sonra geriye hafif sulandırılmış yoğurdu andıran öz kalır. Bu
kalan yoğurdu andıran öz, sini ya da tepsiye alınarak ıslaklık ve neminin
buharlaşması için üç dört gün güneşe bırakılarak katılaşması sağlanır.
Kuruyarak katı bir hal alan nişasta, avucumuzda ovularak toz haline getirilir.
Daha sonra ince bir elekle elenerek içerisinde kalan yapışık topakçıklar
ufalanır olmasa ayıklanır. Nişastamız hazırdır. Özellikle ince temiz bir bezden
yapılan torbaya konularak yüksekçe bir havadar yere asılarak muhafaza edilir.
Pelteler Türk mutfağının eski bir geleneğidir. Ev
hanımlarının maharet göstererek ve hem ağza hem de göze hitap edebilecekleri
tatlılardır. Pekmez ile un karıştırılarak ateş üzerinde pişirilir. Pelte
kıvamına gelince soğumak üzere tabaklara paylaştırılır.

Pelte deyine köyümüzde hemen herkes tarafından muhallebi de
denen, nişasta unu ile süt, şeker ve su katılarak yapılan tatlımızdır. Süte
dörtte üç oranında su katılır. Buğday nişastası, un ve şekerle muhallebi
kıvamına gelinceye kadar sürekli karıştırarak pişirilir. Suyla hafifçe
ıslatılan bir tabağa dökülerek soğumaya bırakılır. Günümüzde değişik meyve
suyu, değişik katkı maddeleri kullanılarak onlarca çeşidi yapılmaktadır.
Sütlü aş(sütlaç)

Pirinç yıkanarak, su ile ateşe koyulur. Pirinçler uzayıp suyunu
çekene kadar kaynatılır. Kaynatıldıktan sonra soğuk süt eklenir. Sütü önceden
katılarak da pişirilebilir. 1–2 defa karıştırıp, tekrar kaynaması beklenir.
Sütlaç tabak veya kâselere paylaştırılır. Soğuması beklenir ve servise sunulur.
Soğuduktan sonra üzerlerine tarçın serpilebilir.
Kabak tatlısı

Balkabağı ve bal kabağı gibi pişirilebilen kara kabak
tarladan toplanıp kış için ambarlarda veya saklamaya müsait yerlerde saklanır.
Kış aylarında kabukları soyulup, çekirdekleri atlanıp temizlenir.

Küçük parçalar halinde doğranıp tencereye yerleştirilerek
pişirilir. Soğuduktan sonra sofraya getirilerek yenilir. Zaten kendisi
tatlıdır. Şekerin bulunmasından sonra kabağın tadının durumuna göre, gerekirse
şeker serpilerek tatlandırılabilmektedir.
Günümüzde kabak tatlısının üzerine şekerin serpilebildiği gibi, ceviz, Antep
fıstığı ve kaymak gibi malzemelerde dökülebilmektedir. Balkabağının çorbası ve
iyice eritilerek pelte gibi bal kabağı tatlısı da günümüzde yapılabilmektedir.
Köyümüzde kabak tatlısı yiyenler için “kabağı yiyen gelinin yanına gidecek”
diye söylenmiş bir sözümüz bile vardır. Geçmişten günümüze ata erkil aileler olarak yaşamışız. Aile bireyleri arasında
yeni evlenen oğul durmadan kabağı kaşıklıyormuş. Gelin de yatak atayım diye evine erken gitmiş
olmalı ki, birisi bakmış bakmış damadın gideceği
yokmuş. “Kabağı yiyen! Yürü artık gelinin yanına” diyerek göndermiş. O günden
bu güne “kabak yiyen gelinin yanına” diye söylenir olmuştur.
Hayır, düğün yemekleri
Köy hayırlarımızda ve düğünlerimizde misafirlerimize ve köylü komşularımıza,
örf ve adetlerimize uygun olarak ikram edilen yemek çeşitlerimizde sırasıyla
şunlar mevcuttur:
1- Şehriye çorbası ve yanında salata veya turşu, ya da her
ikisi birlikte verilir. Et yemeği her zaman ikinci yemek olmuştur.
2- Et yemeği ya kemikli yahni, ya da kemiklerinden
arındırılmış sulu et olur. Özellikle düğünlerimizde yufka üzerine et dökülerek
yapılan tirit eski yıllardan bu güne önemli adetlerimizdendir. Düğünlerde sabah
kahvaltısında çay, peynir, zeytin yanında yufka böreği meşhurdur.
3- Köyümüz halk diliyle; mantı dediğimiz yoğurtlu hamur.
Erişte hamuru ile yapılırdı. Makarnaların çıkması ve alımının kolaylaşmasıyla
artık onlarla da yapılır olmuştur. Sade hamur da yapılır. Ama esas olanı;
makarnalık erişte hamuruna, yoğurt katılarak yapılan yoğurtlu hamurdur.
4- Nohut ya da fasulye de hayır, düğün ve derneklerimizde
vazgeçemediğimiz bir yemek türüdür.
5- Pilav da bu yemeklerden biridir. Nohut veya fasulyenin
yanında pirinç pilavı da vazgeçilmezdir.
6- Yöresel helvamız vardır birde. Tatlılardan bahsederken
yapılışını tarif ettiğimiz karma helvamız da tatlı olarak hayırlarımızda ve
düğün derneklerimizde vazgeçemediğimiz bir tatlıdır.
7- Helvanın yanında hoşaf olmadan olmaz elbette. Bu hoşaf
genellikle içine kuru üzümde katılan kızılcık şerbetimizdir. Hoşaf yerine ayran
da vazgeçilmez bir son yemek olabilmektedir.
Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey